
On yılı aşkın bir sürenin ardından Britanyalı sanatçı Christina Mackie, ilk kurumsal solo sergisi Material Reality ile Goldsmiths Centre for Contemporary Art (Goldsmiths CCA) mekânını adeta bir laboratuvara dönüştürüyor. Serginin en büyüleyici yanı, sadece eserlerin kendisi değil, bu eserlerin Viktoryen dönemden kalma eski bir su tankının metalik duvarları arasında yankılanıyor olması. Mackie; jeolojiyi, veri madenciliğini, dijitalleşmeyi ve doğanın kadim süreçlerini bir araya getirerek bizi maddelerin özüne, tozun hikâyesine ve bilincin huzursuzluğuna dair bir yolculuğa çıkarıyor. Eğer modern dünyanın hızı içinde atomize olmuş hissediyorsanız, bu sergi size parçaların nasıl birleştiğini (ya da nasıl dağıldığını) gösterecek.
Goldsmiths CCA’in metal kaplı meşhur Daskalopolous Tank Galerisi’ne indiğinizde, sizi serginin en çarpıcı işlerinden biri olan Powder People (2018) karşılıyor. Bir zamanlar suyla dolu olan bu devasa tank, şimdi tuhaf materyal yığınlarıyla dolu. Bu yığınlar, yukarıda yansıtılan animasyonlardaki parçacıkların katı formlarını temsil ediyor.
Mackie’nin buradaki çıkış noktası oldukça sarsıcı: Parçacık dinamiklerinin aslında kalabalıkların davranışlarını modellemek için kullanılması. Sanatçı; verilerin toplanması, bireyler hakkında biriktirilen devasa bilgi yığınları ve bunun demokratik süreçlere etkisi üzerine sessiz ama güçlü bir eleştiri sunuyor. Bu “toz insanlar” arasında dolaşırken, toplumun nasıl atomize olduğunu ve “halk gücü” kavramının dijital bir veri madeninde nasıl bir hayale dönüştüğünü hissediyorsunuz. Apartmanımızın kazan dairesi kadar yoğun bir enerjiye sahip olan bu galeri, metalik yankılarıyla sizi içine çekiyor.
Bridget Riley Galerisi’nde sergilenen The Judges II (2011), sanki bir suç mahallinden toplanmış kanıtlar gibi dizilmiş nesnelerden oluşuyor. El yapımı sedir ve kayın ağacından masaların üzerinde seramikler, mineraller ve suluboyalar yan yana duruyor.
Zamanın Ölçeği: Mackie, sönmüş bir yanardağı ziyaret ettikten sonra tasarladığı bu işte, insanın ölçemediği jeolojik zaman dilimlerini masaya yatırıyor.
Dönüşen Madde: Mineraller hem ham halleriyle hem de pigment, sır veya kum olarak karşımıza çıkıyor.
Hüküm Verme: Sanatçı bize şu soruyu soruyor: Bu nesneler arasındaki bağı kurmak için hangi araçları kullanıyoruz? Sanatsal mı, adli mi, yoksa jeolojik mi?
Serginin üst katındaki Clerestory Galerisi’nde ise bizi sanatçının Vancouver Adası’ndaki kabininden süzülüp gelen yeni yağlı boya ve suluboya çalışmaları bekliyor. Bu deniz manzaraları, dijital dünyanın zihnimizde yarattığı o bitmek bilmeyen “huzursuzluk” haline bir cevap niteliğinde.
Mackie, uzaklardaki bir limanı veya gemiyi uzun bir lensle çekerken, her şeyin resim düzleminde düzleştiğini ve geçmişin bir ışık alanına dönüştüğünü anlatıyor. Bu tablolar, sürekli değişimle sakinleşebilen modern bilincimiz için birer duraklama noktası. Fall Force ve Planet adlı video çalışmaları ise kristallerin oluşumuyla dijital simülasyonları birbirine bağlayarak, medeniyetimizden geriye kalacak tek şeyin yer altı boru hatları ve stüdyodaki tozlar olacağı fikrini işliyor.
Sergi Detayları:
Sanatçı: Christina Mackie
Mekân: Goldsmiths Centre for Contemporary Art, Londra
Tarih: 19 Nisan 2026 tarihine kadar
Öne Çıkanlar: Metal su tankındaki Powder People enstalasyonu ve The Judges II serisi.
Apartman No:26’nın Londra katından ayrılmadan önce, bu metalik ve tozlu dünyayı bir kez daha soluyun. Christina Mackie’nin sunduğu bu “Maddesel Gerçeklik”, günümüzün karmaşasında durup bakmayı bilenler için çok şey fısıldıyor.






