
Lehmann Maupin Londra, Ocak ayında bünyesine kattığı Britanyalı sanatçı Freya Douglas-Morris’in galerideki ilk kişisel sergisi olan “My time here is brief” i duyurdu. 26 Şubat – 28 Mart tarihleri arasında izlenebilecek olan sergi, manzara resmini sadece bir “yer tasviri” olmaktan çıkarıp, duyguların ve anıların yaşandığı psikolojik bir derinliğe taşıyor.
Douglas-Morris, ormanda durup o yollardan daha önce kimlerin geçtiğini düşünmenin büyüleyiciliğinden besleniyor. Sanatçının dünyasında doğa, sadece ağaçlar ve nehirlerden ibaret değil; zamanın kısalığına inat, hafızanın sonsuzluğunu barındıran bir “iç manzara.”
Douglas-Morris’in çalışmaları, doğayı topografik bir kayıt olarak değil, öznel bir deneyim alanı olarak ele alan modern bir geleneğin izini sürüyor. Sanatçının tekniği, Mark Rothko’nun renk alanlarından Gustav Klimt’in dokunsal atmosferine kadar geniş bir referans ağına sahip. Opak renk bloklarından incecik yıkamalara ve dokulu detaylara uzanan bu süreç, sanatçının el izini görünür kılıyor. Ayrıca doğada nadiren görebileceğiniz cesur renkler, Douglas-Morris’in fırçasında hayat buluyor. Örneğin, sonbahar ağaçlarının floresan pembe konturlarla çevrelendiği sahneler, gerçek ile hayalin arasındaki o tatlı gerilimi besliyor.
Sergi, bir tablodan diğerine bir şiirin mısraları gibi akıyor. Mevsimlerin dönüşünden gece-gündüz ritmine kadar doğanın tanıdık desenlerini takip eden seçkide üç eser özellikle dikkat çekiyor:
Rush of autumn (2026)Canlı turuncu ağaçlar ve floresan pembe ana hatlar; organik ve yapay arasındaki gerilimin zirvesi.
Olive grove (2026)Derin mor bir gökyüzü altında dağ yamaçlarını yankılayan katedral formlarıyla serginin en sürreal parçası.
We went on a walk… (2026)Sanatçının bugüne kadarki en büyük tuvali. Toprak tonlarından buz beyazına uzanan tepeler ve yansımalı bir göl.
Özellikle sanatçının en büyük eseri olan We went on a walk to celebrate, the land stretched on unending, belirli bir lokasyonu betimlemek yerine, mekanın ruhunu ve atmosferini önceliyor. Alacakaranlık tonlarındaki gökyüzü ve parlayan ay, izleyiciyi tanıdık olanla dünya dışı olanın çarpıştığı o büyülü ana hapsediyor.
“My time here is brief”, manzaranın nasıl hatırlandığını ve saniyelerin mekan algımızı nasıl şekillendirdiğini sorguluyor. Douglas-Morris’in sunduğu dünya; suyun, gökyüzünün ve ufuk çizgisinin birbirine karıştığı, tutarlı ama yepyeni bir evren. Eğer 2027’de New York’ta gerçekleşecek eş zamanlı solo sergilerinden önce sanatçının bu yükselişine Londra’da tanıklık etmek isterseniz, bu sergi kaçırılmayacak bir fırsat.






