
Yaşamın durağan karşıtlıkların bir toplamı değil, birbirini sürekli dönüştüren kuvvetlerin kesintisiz bir akışı olduğu gerçeği, Labirent Sanat’ın duvarlarında büyüleyici bir görsel dile bürünüyor. 27 Aralık 2025’te kapılarını açan ve 7 Şubat 2026’ya kadar devam edecek olan “Bir Rüyanın Fotoğrafı”, Gülfem Kessler ve Nadide Akdeniz’in üretim pratiklerini varoluşun o tekinsiz eşiğinde, yani rüyaların evreninde buluşturuyor. Kaos ve kozmosun, bilinç ve bilinçdışının sabit kutuplar olmaktan çıkıp geçiş hâllerine dönüştüğü bu sergi; zamanın çözüldüğü, mekânın büküldüğü ve imgelerin mantık yerine çağrışımlarla yan yana geldiği bir rüya atmosferini, süreksiz olanın içinden koparılmış bir kesit gibi önümüze koyuyor.
İmgenin oluşum anına dair ontolojik bir sorgulama başlatan bu duo sergi, iki sanatçının yaşamı kuran ikiliklere bambaşka uçlardan yaklaşmasını sanatsal bir dengeye oturtuyor. Gülfem Kessler, resmine kontrolün tamamen askıya alındığı, bilinçdışının tuval üzerinde özgürce at koşturduğu bir esrime hâliyle başlıyor. Pigmentin, mürekkebin ve füzenin ham hareketiyle şekillenen bu ilk aşama, henüz biçimin kararsız olduğu kaotik bir başlangıcı temsil ediyor. Sanatçı, bu kaostan süzülen belirsiz imgeleri zamanla seçip netleştirirken, düzensizliğin kendi içinden bir düzen, yani kaosun içinden bir kozmos üretme sürecini görünür kılıyor. Kessler’in fırçası, sezginin kontrolle yaptığı o gizli müzakerenin izlerini taşıyor.
Madalyonun diğer yüzünde ise Nadide Akdeniz, imgeyi düzenin içinde titizlikle inşa eden bir disiplinle karşımıza çıkıyor. Resme başlamadan önce kurulan akılcı yapı; kompozisyonun, ritmin ve biçimin önceden planlandığı bilinçli bir inşayı temsil ediyor. Ancak bu düzen, hayatın kaçınılmaz belirsizliklerini dışlayan donuk bir kontrol mekanizması değil; aksine kaosu sınırlayan ve ona bir yön veren dinamik bir yapı öneriyor. Akdeniz’in eserlerinde düzen, belirsizliğin etrafına çekilmiş bir sınır gibi işleyerek, rasyonel olanın içindeki o tekinsiz boşluğu daha da belirgin kılıyor. İki sanatçının bu zıt üretim biçimleri, dönüşümün ancak karşıtların temas ettiği noktada mümkün olduğunu hatırlatan bir bütünlük arz ediyor.
“Bir Rüyanın Fotoğrafı”, izleyiciyi ne tamamen düşsel ne de bütünüyle gerçek olan, içsel ve dışsalın sınırlarının silindiği bir ara mekâna davet ediyor. Labirent Sanat’ın Beyoğlu’ndaki atmosferinde, varoluşun ikilikler arasında değil, o ikiliklerin yarattığı hareketle kurulduğunu duyumsatıyor. 7 Şubat 2026 tarihine kadar bu sanatsal tanıklığa ortak olmak; akışın içindeki bir anı sabitleme çabasına, rüyanın o puslu ama bir o kadar da çıplak hakikatine bakmak anlamına geliyor.
Apartman No:26’nın bu kış rotasındaki en etkileyici duraklardan biri olan bu sergi, imgenin doğuşuna ve oluşun kendisine odaklanan derinlikli bir bakış sunuyor.






