
Pace Gallery | Londra
14 Şubat 2026 tarihine kadar
Pace Gallery, Monument to the Unimportant başlıklı grup sergisiyle, gündelik nesnenin sanat tarihindeki konumunu yeniden düşünmeye davet ediyor. Sergi; heykel, resim, kâğıt üzeri işler ve mekâna özgü bir yerleştirmeden oluşan seçkisiyle, çoğu zaman fark edilmeyen ya da değersiz addedilen nesnelerin nasıl estetik, kavramsal ve eleştirel alanlara dönüştürülebileceğini sorguluyor.
Sergi, sıradan olanın temsili üzerinden sanatta hiyerarşilerin nasıl tersyüz edildiğini gösterirken, gündelik hayatın görsel kalıntılarının —ev içi mimari, yiyecekler, tesisat sistemleri, bedene temas eden objeler— nasıl “anıtsal” bir düşünme biçimine kapı araladığını ortaya koyuyor. Altmış yılı aşkın bir üretim zaman dilimini kapsayan işler, farklı kuşaklar ve estetik yaklaşımlar arasında güçlü bir süreklilik kuruyor.
Sergide yer alan sanatçılar arasında Henni Alftan, Genesis Belanger, Keith Coventry, Elmgreen & Dragset, Nathalie Du Pasquier, Urs Fischer, Sylvie Fleury, Robert Gober, David Hockney, Konrad Klapheck, Jac Leirner, Tony Matelli, Claes Oldenburg, Michelangelo Pistoletto, Wayne Thiebaud, Rachel Whiteread, Erwin Wurm ve B. Wurtz yer alıyor.
Bu sanatçılar, gündelik nesneleri doğrudan taklit eden ya da dönüştüren formlar aracılığıyla, “önemsiz” olanın aslında kültürel, bedensel ve toplumsal anlamlarla yüklü olduğunu ortaya koyuyor. Pastalar, mutfak objeleri, tesisat elemanları ya da ev içi detaylar; sanatın bağlamsal gücü sayesinde temsilden düşünceye evriliyor.

Serginin önemli bir hattını, bedenle ilişkili ama bedenden yoksun nesneler oluşturuyor. Genesis Belanger’ın heykellerinde ev içi objeler, bedensel varlığın yerini alan vekil formlara dönüşürken; Elmgreen & Dragset’in Gay Marriage (2010) adlı çalışmasında yan yana duran iki pisuar, kapalı devre borularıyla hem mahremiyet hem de birliktelik kavramlarını sessizce sorguluyor. Rachel Whiteread’in Untitled (Plaster Torso) (1993) adlı işi ise bedenin kırılganlığını ve iç boşluklarını, neredeyse deriyle özdeşleşen gözenekli bir yüzey üzerinden görünür kılıyor.
Sergi boyunca anlamın sabitlenemez doğası da öne çıkıyor. B. Wurtz’ün gündelik nesneleri betimleyen büyük ölçekli fotoğrafları, bağlamdan koparıldıklarında neredeyse bilimkurgu estetiği çağrıştıran formlara dönüşüyor. Benzer şekilde Urs Fischer’in Mr. E & Spotzy (2012) adlı işi, ütü masası ve ütü imgelerini aynalı çelik yüzeyler üzerine taşıyarak, ev içi emeği yüksek teknoloji ve minimalist heykel diliyle iç içe geçiriyor. İzleyici, bu yüzeylerde kendi yansımasıyla karşılaşarak, bakışın ve anlamın kaçınılmaz öznel doğusuyla yüzleşiyor.
Monument to the Unimportant, gündelik hayatın görünmez kalıntılarını estetik ve düşünsel bir sorgulama alanına dönüştürürken, sanatın “önemsiz” olana bakma biçiminin ne kadar politik, şiirsel ve eleştirel olabileceğini hatırlatıyor. Sergi, sıradan nesneler üzerinden modern ve çağdaş sanatın beden, emek, tüketim ve algı kavramlarıyla kurduğu uzun soluklu ilişkiyi yeniden okumaya imkân tanıyor.






