
Govinda Sah’ın hikâyesi, coğrafyaların ötesinde bir arayışın öyküsü. Doğduğu Himalayalar’ın bulutlarla kaplı zirvelerinden Londra’ya, oradan da İngiltere’nin sahil kasabası Margate’e uzanan bu yolculuk, sanatçının paletinde benzersiz bir senteze dönüşüyor. Sah için dağların zirvesini örten sis ile denizin üzerindeki puslu atmosfer, aslında aynı ışığın farklı oyun alanları. Sanatçı, bu sergisinde J.M.W. Turner’ın Margate kıyılarında hayran kaldığı o ifadeci ışıltıyı kendi içsel dünyasıyla harmanlıyor.
İçsel Bir Meditasyon Olarak Resim
Govinda Sah’ın eserleri, yağlı boya ve akriliğin tuval üzerinde sabırla işlendiği, adeta dokunsal birer topografya oluşturan yoğun bir süreçten doğuyor. Sanatçı için resim yapmak, zihinsel sınırların ötesine geçtiği ve “dışarıdaki bilgiyi keşfettiği” derin bir meditasyon halini temsil ediyor. Bu süreçte boyanın her katmanı, yaşamın karmaşık muammalarına dair birer düşünce katmanı gibi üst üste biniyor. Sanatçı, önceki serilerinde galaksiler ve yıldız kümeleri üzerinden kurduğu kozmik dili, bu yeni sergisinde yeryüzüne, hatta doğrudan “ayak ucuna” indiriyor. Margate sahilindeki gelgit havuzları, gizemli su altı koyları ve çakıl taşlarındaki kaya oluşumlarını merkeze alan bu yeni durak, Sah’ın makro ile mikro arasındaki bağını güçlendiriyor. Öyle ki sanatçı, devasa bir galaksi ile minik bir kaya parçası arasındaki benzerliği, “hiçliğin nasıl bir maddeye dönüştüğü” gizemi üzerinden yeniden okuyarak izleyiciyi varoluşun kökenlerine davet ediyor.
Konum: October Gallery, 24 Old Gloucester St, Londra.
Tarih: 24 Ocak 2026’ya kadar devam ediyor.
Filozof Anthony Blake’in de dediği gibi; Sah’ın tuvalleri,
“hiçliğin nasıl bir şeye dönüştüğüne dair ilkel dünyalara açılan pencerelerdir.”
Bu sergi, sadece bir manzara izleme deneyimi değil; maddenin ışıktan nasıl doğduğuna dair görsel bir kanıt niteliğinde.






