
2025 yılını geride bırakıp 2026’nın taze sayfalarını aralarken, sinema dünyasının bizlere sunduğu o eşsiz vizyonun heyecanını iliklerimizde hissediyoruz. RogerEbert.com Genel Yayın Yönetmeni Brian Tallerico’nun titizlikle hazırladığı bu dev seçki, önümüzdeki 12 ayın sadece bir film listesi değil, aynı zamanda kültürel bir yol haritası olduğunu kanıtlıyor. İşte üç bölümden oluşacak bu dev maratonun ilk durağı.
David Fincher’ın Netflix ile olan sarsılmaz ortaklığı, kariyerinin belki de en beklenmedik halkası olan The Adventures of Cliff Booth ile devam ediyor. Brad Pitt’in o meşhur dublör karizmasına yeniden büründüğü bu yapım, Quentin Tarantino’nun kurguladığı o nostaljik evrene Fincher’ın kusursuz ve steril kamerasından bakmamızı sağlıyor. Apartman No:26 olarak not düşmeliyiz ki; Fincher’ın teknik mükemmeliyetçiliği ile Cliff Booth’un salaş dünyasının kesişimi, 2026 sinemasının en yüksek enerjili cool anlarını vadediyor.
Hemen ardından rotamızı Paris’e kırıyor ve Ryusuke Hamaguchi’nin üç saatlik yeni başyapıtı All of a Sudden ile karşılaşıyoruz. Paris banliyölerinde bir bakımevi yöneticisi ile Japon bir tiyatro yönetmeninin isim benzerliğiyle başlayan bu tesadüfi bağ, hastalık ve ölüm gibi ağır temalar etrafında ruhani bir yolculuğa dönüşüyor. Hamaguchi’nin insan ruhunun en ince sızısını bile duyurabilen o sessiz dili, bu uluslararası yapımda Paris’in melankolisiyle birleşerek izleyiciyi derin bir duygusal yoğunluğa sürüklüyor.
Teknoloji dünyasının kalbinde ise Luca Guadagnino’nun güncel tartışmaların fitilini ateşleyen Artificial projesi yükseliyor. Andrew Garfield’ın OpenAI CEO’su Sam Altman’ı canlandırdığı bu komedi-drama, 2023 yılında yaşanan o kaotik işten çıkarma sürecine odaklanırken, yapay zekanın etik ve politik çıkmazlarını masaya yatırıyor. Apartman No:26 olarak bu filmi izlerken, Guadagnino’nun insan tenselliğine olan ilgisinin, Silikon Vadisi’nin o metalik ve dijital hırsıyla nasıl bir kontrast yaratacağını merakla bekliyoruz.
MCU dünyasında ise bir süredir devam eden sessizlik, Russo kardeşlerin görkemli geri dönüşüyle, Avengers: Doomsday ile son buluyor. Robert Downey Jr.’ın bu kez Dr. Doom olarak seriye dahil olması, süper kahraman sinemasının o eski, kitleleri peşinden sürükleyen görkemini 18 Aralık’ta yeniden sinema salonlarına taşımaya hazırlanıyor. Bu yapım, Marvel’ın kendi mirasıyla yüzleştiği ve sinemanın gişe gücünü test ettiği nihai bir kıyamet günü provası niteliği taşıyor.
Tony Gilroy’un uzun bir aradan sonra yönetmen koltuğuna oturduğu Behemoth!, Pedro Pascal ve Olivia Wilde gibi güçlü isimlerle gizemli bir gerilim dünyası kurguluyor. Gilroy’un kalemindeki o keskin politik zeka, konusu henüz sır gibi saklanan bu Searchlight yapımını yılın en merak uyandıran auteur işlerinden biri kılıyor. Gilroy’un Michael Clayton’dan bu yana koruduğu o karakter odaklı gerilim inşa etme becerisi, bu filmi festivallerin en büyük sürprizi yapabilir.
İspanyol dehası Pedro Almodóvar ise Amarga Navidad ile kendi diline ve doğup büyüdüğü topraklara şık bir dönüş yapıyor. Toplumsal cinsiyet üzerine kurgulanmış bu trajik komedi, usta yönetmenin o canlı renk paletini ve Rossy de Palma gibi sadık oyuncularının varlığını yeniden bir araya getiriyor.
Gotik edebiyatın en karanlık köşelerinden sızan The Bride!, Maggie Gyllenhaal’ın vizyonuyla Frankenstein’ın Gelini’ni devasa IMAX ekranlarına taşıyor. Jessie Buckley’nin Gelin, Christian Bale’in ise Canavar rolünde izleyiciyi büyüleyeceği bu yapım, Maggie Gyllenhaal’ın feminist ve derinlikli bakış açısıyla korku türünü sanatsal bir zirveye ulaştırıyor. Warner Bros.’un bu projeye Mart ayında ayırdığı dev bütçe, klasik korkunun modern bir başyapıta dönüşeceğinin açık bir işareti.
Werner Herzog’un Bucking Fastard projesi ise gerçek bir insanlık garabeti öyküsüyle karşımıza çıkıyor. Kate Mara ve Rooney Mara’nın ikiz kardeşleri canlandırdığı film, Herzog’un insan doğasının sınırlarını zorlayan o meşhur doğa-insan çatışmasını felsefi bir boyuta taşıyor. Herzog’un bu yapımı bir üçlemenin son halkası olarak tanımlaması, sinemanın yaşayan efsanelerinden birinin veda niteliğindeki en güçlü işlerinden birini izleyeceğimizin sinyalini veriyor.
Aksiyonun ritmini ise Lily James’in başrolünde olduğu Cliffhanger yeniden tanımlıyor. Sylvester Stallone klasiğinin modern bir yorumu olan filmde, bu kez bir kadının dağların zirvesinde ailesini kurtarma mücadelesini izliyoruz. Pierce Brosnan’ın tecrübesiyle Lily James’in dinamizmini birleştiren bu Jaume Collet-Serra yapımı, Ağustos sıcağında izleyiciye yüksek adrenalinli bir kaçış alanı sunuyor.
Yıllardır süren bekleyişin ardından nihayet gün yüzüne çıkan Coyote vs. Acme, sinema tarihinin en ilginç hayatta kalma hikayesine sahip. Bir stüdyonun vergi indirimi uğruna yok etmek istediği bu yarı-animasyon, izleyicinin ve sanatçıların direnişi sayesinde kurtarılarak 28 Ağustos’ta vizyona giriyor. Wile E. Coyote’un Acme şirketine karşı açtığı bu meta-davayı izlemek, sadece eğlenceli bir film değil, aynı zamanda bir zafer kutlaması anlamına geliyor.
Alejandro G. Iñárritu’nun Tom Cruise ile el sıkıştığı Digger projesi, Hollywood’un en büyük aksiyon yıldızını yeniden ciddi ve karanlık bir dramanın göbeğine yerleştiriyor. Bir kara komedi olarak tanımlanan film, Cruise’un yıllardır özlediğimiz o dramatik oyunculuk kaslarını yeniden sergileyeceği, ödül sezonunun en iddialı oyuncularından biri olacağı bir atmosfer vadediyor. Apartman No:26 olarak, Iñárritu’nun Cruise’un o bitmek bilmeyen enerjisini ne kadar yıkıcı bir güzelliğe dönüştüreceğini görmek için sabırsızlanıyoruz.
Steven Spielberg ise bizi yeniden çocuksu bir merakla gökyüzüne bakmaya davet eden Disclosure Day ile karşımızda. David Koepp’in kaleminden çıkan bu uzaylı istilası hikayesi, Spielberg’in “Close Encounters” dönemindeki o saf sinema duygusuna geri döndüğünün en büyük kanıtı. Emily Blunt ve Josh O’Connor gibi dev yeteneklerin yer aldığı bu yapım, 12 Haziran’da sinemanın neden bir kitle eğlencesinden daha fazlası olduğunu tüm dünyaya bir kez daha hatırlatacak.
Bu ilk bölümü, Ridley Scott’ın post-apokaliptik vizyonu olan The Dog Stars ile kapatıyoruz. Bir virüsün insanlığı yok ettiği dünyada hayatta kalmaya çalışan Jacob Elordi ve Margaret Qualley’nin hikayesini anlatan film, Scott’un o her yaştaki çalışma azmini ve görsel yetkinliğini yeniden konuşturuyor. Bizce Ridley Scott’ın bilimkurgu türündeki sarsılmaz tahtı, bu Ağustos ayında yeniden inşa edilecek.






