
Londra’nın Cork Caddesi’nde yılın son saatleri yaşanırken, Tiwani Contemporary’de zamanın çok daha farklı, alternatif bir çizgide aktığına şahitlik ediyoruz. Umar Rashid’in (Frohawk Two Feathers) 12 bölümlük devasa destanı The Epoch of Totalitarianism’in üçüncü halkası olan “The Civil Wars and the Uncivilized Wars (See Power)”, bizi tarihin tozlu raflarından alıp kahve, çay ve mürekkeple boyanmış kurgusal bir imparatorluğun tam ortasına bırakıyor. Rashid, 1658 ile 1880 yılları arasını kapsayan bu alternatif evrende, sömürgecilik ve güç savaşlarını hip-hop lirizmi ve popüler kültür referanslarıyla harmanlayarak modern bir mitoloji inşa ediyor.
Rashid’in “Frenglish İmparatorluğu” olarak adlandırdığı bu evrende, Napolyon Savaşları’nın erken dönemleri, Amiral Lord Honoré Nelson’ın hem bir kurtarıcı hem de bir korsan olarak portreleştiği tekinsiz bir zeminde ilerliyor. Cenova’dan Hong Kong’a, Cape Town’dan (sanatçının deyimiyle Francisabad del Sud) Goa’ya uzanan bu sahneler, “medeni” kabul edilen Avrupa savaşlarının dünyanın geri kalanında nasıl “vahşi” savaşlara dönüştüğünü inceliyor. Sanatçı, kağıt üzerine kahve ve çayla verdiği o eskitilmiş dokuyla geçmişi taklit ederken, içine yerleştirdiği “New World Africans” (N.W.A) gibi göndermelerle bugünün toplumsal dinamiklerini tarihin derinliklerine sızdırıyor.
Sergideki en dikkat çekici metaforlardan biri olan “Mysore Roketi”, Güney Asya’da geliştirilip Avrupa tarafından kopyalanan bir silah olarak, şiddetin ve inovasyonun imparatorluklar arasındaki o kanlı paslaşmasını temsil ediyor. Rashid’in fırçası sadece savaş meydanlarını değil; hırsı, ihaneti ve özgürlük ideallerinin nasıl birer fetih aracına dönüştüğünü de keskin bir mizahla belgeliyor. Eserlerin uzun ve hikâye anlatıcı başlıkları, izleyiciyi bir tablonun ötesinde, her detayı titizlikle işlenmiş bir romanın sayfaları arasında geziniyor gibi hissettiriyor.
17 Ocak 2026’ya kadar devam edecek olan bu sergi, yılın son gününde bize tarihin sadece kazananlar tarafından yazılan doğrusal bir çizgi olmadığını, hayal gücüyle her an yeniden kurgulanabileceğini hatırlatıyor. Rashid’in yarattığı bu polifoni, ırk, sınıf ve güç dengelerini yeniden tartışmaya açarken, izleyiciyi bu kurgusal panoramada kendi yerini bulmaya davet ediyor. Cork Caddesi’nin o ağırbaşlı sessizliğinde, Frenglish İmparatorluğu’nun “kırmızı parıltısı” altında tarihe bir de bu açıdan bakmak, zihin açıcı bir deneyim vaat ediyor.






