
Londra’nın kış soğuğuna inat, Mayfair’in kalbindeki Hanover Square bu günlerde Uganda’nın tozlu rüzgarlarından taze yağmur kokularına uzanan çok katmanlı bir “bahçeye” ev sahipliği yapıyor. Apartman No: 26’nın sanat rotasında bu hafta; iğne ve ipliği bir hafıza kayıt cihazı gibi kullanarak geçmişi bugüne diken Stacey Gillian Abe var.
Stacey Gillian Abe’nin Unit London’da açılan bu yeni sergisi, sanatçının önceki çalışmalarından aşina olduğumuz kişisel ve toplumsal hafıza sorgulamasını bir adım öteye taşıyor. “Garden of Blue Whispers” sadece görsel bir deneyim değil; dokunma, ses, koku ve görme duyularının, bir mevsim geçse dahi anıları nasıl diri tutabileceğine dair şiirsel bir keşif.
Sergi, Abe’nin Uganda’daki köyünde geçirdiği kurak mevsimlerin o eşsiz atmosferinden besleniyor. Batı Nil bölgesinin kavurucu sıcak rüzgarlarının taşıdığı tozun, yerini ilk nazik yağmurlara bıraktığı o değişim anı tuvale yansıyor. Yağmuru müjdeleyen ağustos böceklerinin sesi ve suya kavuşan toprağın uyanışı, Abe’nin eserlerinde maddeleşiyor.
Serginin en dikkat çekici katmanlarından biri, tuval üzerine elle işlenen nakışlar. Nakış, Abe için sadece bir teknik değil; annesinden, annesinin de kendi annesinden öğrendiği bir “kadın hattı” mirası. Sanatçı, ipek iplikleri doğrudan tuval üzerine işleyerek evsel ve geleneksel bir ritüeli, Siyah kadının bedeni üzerine meditatif bir diyaloğa dönüştürüyor. Bu işlem sayesinde tuval, figürlerin dünyanın kısıtlamalarından bağımsız, özgürce var olabildiği hayali bir sığınağa dönüşüyor.
Abe’nin paletindeki belirleyici renk olan İndigo, bu sergide de başrolde. Tarih boyunca Siyah bedeni zorunlu emek ve ticaret üzerinden tanımlayan bu renk, Abe’nin ellerinde yeniden tanımlanıyor. Sanatçıya göre bu mavi tonu, sosyal ve tarihsel sınırları aşan “yeni bir Siyah türünü” temsil ediyor. İndigo, burada hem figürleri toprağa bağlayan bir kök hem de onların bu köklerin ötesinde serpilmesini sağlayan bir gökyüzü işlevi görüyor.
“Garden of Blue Whispers, sanatçının rahmetli büyükannesine yazdığı bir aşk mektubu gibidir; artık alınamayacak bir davetin, hafızada asılı kalmış kokuların ve seslerin bir vefasıdır.”
Abe’nin eserleri, toprağın, kumaşın ve pigmentin sessiz bir yenilenme ayininde birleştiği o sınırda duruyor. Londra’nın gri kış gününde bu “mavi fısıltıları” dinlemek için Ocak sonuna kadar vaktiniz var.






