
Zihnin karanlık koridorlarında yankılanan, bazen bir fısıltı kadar naif, bazen de bir çığlık kadar sert bir anlatıya hazır mısınız? Bugün sizi, Flaman edebiyatının “Kısa Öykü Kralı” olarak anılan, ancak hayatı trajik bir savruluşla mühürlenmiş bir yazarın, Roger Van de Velde’nin dünyasına davet ediyorum.
Gül Özlen’in çevirisiyle dilimize kazandırılan “Çatırdayan Kafatasları”, sadece bir kitap değil; toplumsal normların dışına itilmiş, zihni parmaklıklar ardına hapsedilmiş insanların sarsıcı bir “şahitlik” belgesi.
Roger Van de Velde, bu öyküleri kurgularken hayal gücünden çok, bizzat yaşadığı acı gerçeklerden beslendi. Hayatının büyük bir kısmını cezaevlerinin psikiyatri koğuşlarında geçiren yazar, bu kitabı modern bir klasiğe dönüştüren o “gerçeklik” duygusunu bizzat o soğuk duvarlar arasında damıttı.
96 sayfalık bu ince hacim, içinde devasa bir ağırlık taşıyor. Van de Velde; alkoliklerin, akıl sağlığıyla imtihan edilenlerin, toplumun “arazlı” görüp kıyıya ittiği ruhların portresini çiziyor. Ama bunu yaparken bir “mağduriyet” edebiyatı değil, yer yer trajikomik, yer yer tokat niteliğinde bir gerçekçilik sunuyor.
❝ Kalabalıkların içinde yalnız olmaya, insan zihninin ve dürtülerinin karanlıklarına dair kolay kolay unutulmayacak, sarsıcı ve düşündürücü bir yolculuk… ❞
Eğer edebiyatta güzel hikâyelerden ziyade gerçek insanlar arıyorsanız, Roger Van de Velde sizin için geç keşfedilmiş bir hazine olacak. Belçika’da yayımlandığı dönemde büyük tartışmalar yaratan bu eser, insan olmanın ne anlama geldiğini, delilik ile dâhilik, yalnızlık ile özgürlük arasındaki o çok ince çizgiyi sorguluyor. Bir de fonda Erik Satie – Gnossienne No. 1′ in o tekrarlayan, melankolik ve biraz da “tekinsiz” piyano tınıları çalarken okursanız..
Dimitri Verhulst’un dediği gibi; o gerçekten de “Kısa öykünün kralı”.






