
Madrid’in tekinsiz dehlizlerinden çıkıp rotamızı sanatın başkenti Paris’e çeviriyoruz. Amerikan çağdaş sanatının sınırları zorlayan provokatif dehası Paul McCarthy, Alman aktris Lilith Stangenberg ile kurduğu o yıkıcı ve hipnotik ortaklığın yeni bir perdesini bu kez Hauser & Wirth Paris‘te aralıyor. 21 Mart’ta kapılarını açan ve 31 Mayısa kadar sürecek olan “SS EE Saint Santa Eva Elf, Drawing Sessions 2025” sergisi, A&E projesinin sarsıcı mirasını alıp tatil mitolojisinin en tanıdık figürü üzerinden yepyeni bir “kabus” inşa ediyor.
McCarthy, elli yılı aşan kariyerinde sosyal hiyerarşileri, kültürel tabuları ve sanat tarihi kanonlarını parçalamasıyla tanınır. Bu yeni serisinde ise hedefinde hepimizin çok iyi bildiği, masumiyetin sembolü gibi görünen ama McCarthy’nin gözünde şirket kapitalizminin ve faşizmin hayaletini taşıyan bir ikon var: Noel Baba.
A&E projesindeki “Adolf ve Eva” dinamiklerinin ardından ikili bu kez Noel Baba (Santa) ve Elf kılığına bürünüyor. Kulağa son derece tanıdık ve sevimli gelen bu ikili, sergide karanlık bir alt metnin taşıyıcıları olarak karşımıza çıkıyor. McCarthy için Noel Baba sıradan bir figür değil; o bizzat kapitalizmin tanrısı. Kapitalizmin kendisi ise ticari kültürün ritüelleri yoluyla yayılan toplumsal bir psikoz.
Bu denklemde Lilith Stangenberg’in hayat verdiği Elf karakteri, sadece boyun eğen bir yardımcı değil; aynı zamanda yabancı, suç ortağı ve özerk bir fail olarak son derece enigmatik bir rol üstleniyor. McCarthy’nin kırk yılı aşkın süredir, 1996 ‘Tokyo Santa’ ve 2014 ‘Chocolate Shop’ gibi işlerinde deştiği bu kutsal tatil mitolojisi, Stangenberg ile olan doğaçlama ortaklığın yoğunluğuyla bu sergide en derin ve çiğ haline ulaşıyor.
Bu rahatsız edici ve bir o kadar da büyüleyici üretim süreci, sıradan bir stüdyoda gerçekleşmedi. Çekimler ve çizim seansları, McCarthy’nin Los Angeles’taki stüdyosunda bulunan ve sanatçının Utah’taki çocukluk evinin birebir kopyası olan “White Snow” setinin içinde, tam 13 gün boyunca sürdü.
Senaryosu, provası ve önceden belirlenmiş bir sonu olmayan bu seanslar, McCarthy’nin deyimiyle bir liquid theatre halini alıyor. Önceki performansların bilinçli ya da bilinçdışı anıları şimdiki zamana sızıyor ve ortaya sadece bir “dolanıklık” (entanglement) çıkıyor. Karakterlerin sanatçının çocukluk evinin replikasında yaşaması; mimari, bellek ve hapsolma üzerine çok katmanlı soruları da beraberinde getiriyor.
Sergi alanını dolduran eserler, bu 13 günlük doğaçlama seanslarının doğrudan kayıtları niteliğinde:
Totemik Çizimler: Karaktere bürünmüş haldeyken yapılan bu devasa boyutlu kağıt işleri, sürecin ham ve dışavurumcu izlerini taşıyor. Noel Baba’nın kırmızısı ve Elf’in yeşiliyle bezenmiş bu dikey çizimler, sergide adeta birer totem veya put gibi yükseliyor. Sanatçı bunu, “Çizim bir analiz biçimidir. Onu kontrol etmiyorum, sadece ortaya çıkmasına izin veriyorum,” diyerek açıklıyor.
Altı Kanallı Video Yerleştirmesi: Performansların çok açılı video kayıtları, tek bir ekranın sınırlarını aşarak izleyiciyi sarmalayan bir mekana dönüşüyor. McCarthy burada izleyiciye pasif bir rol biçmiyor; farklı ekranlar arasında gezinirken kurguyu zihninde yapan kişi artık ziyaretçinin ta kendisi. “Sanatçı kurgular, izleyici kurgular.”
“SS EE Saint Santa Eva Elf”, en el üstünde tuttuğumuz kültürel mitlerin sahne dekorları ardında pusuya yatan travmaları bulup çıkarıyor. Eğlence, grotesk ve tavizsiz bir eleştirel bakışla, kitlesel meta kültürünün o karanlık distopyasını yüzümüze çarpıyor.






