
Rotamızı İspanya’nın başkenti Madrid’e, kültürel uzlaşının çöktüğü o tekinsiz sınırlara çeviriyoruz. Batı kültürünün en karanlık akıntılarını deşifre eden, kabul edilebilir olanın sınırlarını reddeden provokatif sanatçı Paul McCarthy, Alman aktris Lilith Stangenberg ile birlikte Bowman Hal’de sarsıcı bir deneyim sunuyor. Hauser & Wirth iş birliğiyle 6 Mart’ta açılan “A&E, Adolf/Adam & Eva/Eve, Drawing Sessions 2020 – 2022” sergisi, izleyiciyi otorite, arzu ve şiddetin grotesk bir şekilde iç içe geçtiği bir labirente davet ediyor.
Her şey, Berlin’deki Volksbühne am Rosa-Luxemburg-Platz’da gerçekleşen bir video performansı sırasında McCarthy ve Stangenberg’in yollarının kesişmesiyle başladı. İkilinin Liliana Cavani’nin kült filmi The Night Porter (Gece Bekçisi) üzerine kurdukları ortak bağ, bu devasa projenin temelini attı. Tutsak ve gardiyan arasındaki o karmaşık, psikoseksüel tahakküm ilişkisini merkeze alan bu yaklaşım; faşizmi kapalı bir tarihsel olgu olarak değil, insan doğasında ısrarla varlığını sürdüren “bastırılmış bir arzu makinesi” olarak yeniden yorumluyor.
McCarthy’nin Wilhelm Reich’ın Faşizmin Kitle Psikolojisi eserinden aldığı ilhamla şekillenen bu kavramsal çekirdek, zamanla devasa bir multidisipliner projeye dönüştü. Projenin adı olan “A&E”, bilinçli bir referans karmaşası sunuyor: Adolf ve Eva, Adem ve Havva (Adam & Eve) ve Sanat ve Eğlence (Arts & Entertainment).
Bu istikrarsız yapı içinde McCarthy, aynı anda hem Hitler’i, hem Adem’i hem de otoritenin grotesk bir temsilini barındıran “Adolf” karakterine bürünüyor. Stangenberg ise Eva Braun’dan İncil’deki Havva’ya, Marilyn Monroe’nun popüler kültürdeki izlerinden bir anneye, kıza ve aşığa kadar sürekli mutasyona uğrayan “Eva”yı canlandırıyor. Kimlikler asla sabitlenmiyor; birbirlerini kirletiyor, Amerikan ve Alman tarihleri, eğlence sektörüyle yer değiştiriyor.
Serginin omurgasını oluşturan eserler, 2020 ile 2022 yılları arasında yapılan ve birer performans olarak kurgulanan doğaçlama çizim seanslarından oluşuyor. Burada çizim, bir hazırlık veya illüstrasyon değil; canlı bir eylemin, diyaloğun ve yıkımın doğrudan kaydı olarak işlev görüyor.
Örneğin sergideki en çarpıcı işlerden biri olan A&E, POZZZY, Santa Anita session (2021); kağıt üzerine karakalem, kömür ve yağlı boyanın yanı sıra bir ayakkabı, tabak, çay fincanı ve pelüş hayvan gibi üç boyutlu, gündelik nesneleri de barındırıyor. McCarthy bu kaotik üretimi şu sözlerle özetliyor: “İşe dünyaya çirkinlik katmak için başlamıyorum. Sadece ona yanıt veriyorum.”
McCarthy’ye göre günümüzde politika artık pop kültürünün dışında durmuyor; tam da onun içinde, Disneyland’in, hamburgerlerin ve televizyonun arasında işliyor. Otorite figürlerinin komik, çocuksu ve adeta birer karikatür gibi göründüğü modern dünyada, McCarthy bizi çok net bir gerçekle yüzleştiriyor: Güç gülünç görünebilir ama yarattığı şiddet tamamen gerçektir. Bu iki unsur artık birlikte çalışmaktadır.
Madrid’in kalbinde, Cuesta San Vicente 36 adresindeki Bowman Hal’de salıdan cumartesiye kadar ziyaret edilebilen bu sergi, sanat tarihinin uslu sınırlarında gezinmek istemeyenler için benzersiz bir yüzleşme alanı.






