
İsviçre’nin Lugano Gölü’ne nazır üç katlı müzesi MASI Lugano, Güney Kore’nin çağdaş sanat sahnesini sürükleyici bir keşfe çıkaran ‘K-NOW! Korean Video Art Today’ sergisine ev sahipliği yapıyor. Alp Dağları’nın kuzeyi ile güneyi, Latin ve Germen Avrupa’nın ise tam kesişim noktasında yer alan müze, 2015 yılından bu yana kültürel bir köprü vazifesi görüyor ve bu yeni sergiyle çağdaş Kore sanatını uluslararası bir kitleyle buluşturuyor. 19 Temmuz 2026 tarihine kadar devam edecek olan seçki; sanal gerçeklikten tek ve çok kanallı filmlere kadar uzanan, ilk bakışta üslup bütünlüğüne dirense de özünde değişen dünyayı video aracılığıyla deneyimleme ortak paydasında buluşan eserleri bir araya getiriyor.
Sergide temsil edilen ve 1970’ler ile 90’lar arasında doğan sanatçı kuşağı, Güney Kore’nin demokrasiye geçişi ve dijital teknolojilerin gündelik hayata hızla nüfuz ettiği bir dönemde şekillendi. Tarihsel bellek, teknolojik gerçeklikler ve performans arasındaki bu keşifler, Kore’nin küresel kültürel yükselişine kök salarken, aynı zamanda siyasi şiddet ve dijital kültürle şekillenmiş her türlü yaşam için ortak bir yankı sunuyor. Serginin başlangıcında izleyiciyi karşılayan Chan-kyong Park’ın ‘Citizen’s Forest’ adlı çalışması, oda boyunca uzanan siyah-beyaz, üç kanallı bir projeksiyonla geleneksel şamanik ritüelleri gerçekleştiren figürlerin döngüsel yolculuğunu göstererek, bireysel hafızanın kolektif bilince nasıl bağlandığını sorguluyor.
Jane Jin Kaisen’in ‘Wreckage and Offering’ adlı eseri, Park’ın anlatısıyla diyaloğa girerek Jeju Adası açıklarında çekilen görüntüleri 1945 yılına ait ABD propaganda görüntüleriyle harmanlıyor ve 1948 Jeju Katliamı’nın kurbanlarını anan şamanik bir ses düzeniyle kayıp ve hatırlama arasındaki gerilimi yansıtıyor. Müzenin ana odası ise fiziksel ve teknolojik dünya arasındaki sınırların belirsizleştiği spekülatif bir geleceğe odaklanıyor. Ayoung Kim’in ‘Delivery Dancers’ çalışması, algoritmalar tarafından kontrol edilen ve siparişlerini tamamlamak için değişken boyutlarda hareket eden Ernst Mo adlı bir kuryeyi takip ederken, verimlilik üzerine kurulan hiper-fiksasyonun yarattığı izolasyona işaret ediyor.
업체eobchae’nin ‘ROLA ROLLS’ başlıklı filmi, sömürücü ekonomilerin tetiklediği ekolojik çöküşe karşı bireylerin nasıl uyum sağlayabileceğini düşleyerek, petrol sonrası bir dünyada bedenlerin makine ve bakterilerle birleştiği hızlı bir insan evrimini kurguluyor. Sanatçıların bu bedensel dönüşümü tasvir etmek için üretken yapay zekayı kullanması, eleştirdikleri sistemlerden ayrılamaz oluşumuzu ironik bir şekilde vurguluyor. Serginin tek VR parçası olan Heecheon Kim’in ‘Ghost1990’ eseri ise, sakatlık üzerine düşünen bir vücut geliştiricinin bilinç akışını takip ederek dijital çağda bedensel algıyı ve yabancılaşmayı sorguluyor.
Sungsil Ryu’nun ‘Cherry Jang’ adlı satirik video serisi, fenomenleri ve canlı yayıncıları parodiye alarak dijital ortamdaki görsel aşırı uyarılmanın bizi tükettiğimiz içeriğe karşı nasıl duyarsızlaştırdığını gözler önüne seriyor. Serginin hem başında hem sonunda yer alan Sojung Jun’un ‘Green Screen’ adlı çalışması ise iki Kore’yi ayıran askersiz bölge boyunca çekilen yemyeşil manzaraların yavaş yavaş bozulmasını göstererek, dokunulmamış arazilerin bile nasıl derinlemesine siyasallaştığını hatırlatıyor. Son olarak Onejonn Che’nin ‘Made in Korea’ yapıtı; ağır el işçiliği ve sistemsel eşitsizliği, Nijerya ‘highlife’ müziği ve Kore ‘trot’ tınılarıyla harmanlayarak kültürel kaynaşmanın ortasında filizlenen beklenmedik güzellikleri yakalıyor.
‘K-NOW!’, küreselleşmeyle birlikte Kore’nin en etkili kültürel ihracatlarından biri haline gelen video medyumu üzerinden çağdaş Kore toplumunu şekillendiren meseleleri ustalıkla birleştiriyor. Uluslararası dikkat çoğu zaman Kore sanatının pazarlanabilirliğine odaklansa da, bu serginin asıl değeri sanatçıların sosyal ve politik zorluklara dair sunduğu perspektiflerde yatıyor ve artan bölünmelere rağmen sınırları eritme gücüne sahip bir deneyim sunuyor.






