Küresel Sanat Haritası: 2026’nın İlk Çeyreğinde Mutlaka Görülmesi Gereken Sergiler

TowerBerlinSokakLondra4 saat önce5 Tıklanmalar

Dünyanın dört bir yanındaki sanat kurumları, 2026’nın bu ilk aylarında bizi sadece beyaz duvarlar arasında bir gezintiye değil, ekolojik krizlerden dijital dönüşümlere, mitolojik köklerden politik kimlik inşasına uzanan derin bir sorgulamaya davet ediyor. Sanatın sadece “izlenen” bir nesne olmaktan çıkıp, katılımcı bir ekosisteme dönüştüğü bu dönemde, Berlin’den Lagos’a, Glasgow’dan Riyad’a uzanan en çarpıcı sergileri bir araya getirdik.

Ekoloji ve Okyanusun Hafızası

Sanatın bilimle olan flörtü, özellikle ekolojik kriz ekseninde hiç olmadığı kadar ciddileşmiş durumda. Bu dönemde iki sergi, okyanusun derinliklerini ve kırılganlığını merkezine alıyor.

  • Julian Charrière: ‘Midnight Zone’ (Kunstmuseum Wolfsburg): Charrière, fieldwork temelli pratiğiyle bizi güneş ışığının hiç ulaşmadığı, deniz seviyesinden 1.000 metre aşağıdaki o gizemli bölgeye, yani “Gece Yarısı Bölgesi”ne götürüyor. Çevrebilimi ile kültürel tarihi harmanlayan sanatçı, derin deniz madenciliği ve buzulların erimesi gibi yakıcı meseleleri sarsıcı bir görsellikle sunuyor. Charrière’in en kapsamlı solo sergisi olan bu proje, insan faaliyetinin gezegenin en ücra köşelerine nasıl kazındığını kanıtlar nitelikte.

  • Grup Sergisi: ‘For All At Last Return’ (Baltic Centre for Contemporary Art): Otobong Nkanga’dan Joan Jonas’a kadar dev isimleri bir araya getiren bu sergi, okyanusu sömürgecilik, ekstraksiyon (kaynak çıkarımı) ve rejenerasyon sahası olarak ele alıyor. Sanatçıların deniz biyologlarıyla yaptığı iş birlikleri, mercan resiflerinden Kuzey Atlantik kıyılarına kadar uzanan ekosistemlerin çığlığını duyulur kılıyor.

Kökler ve Mitolojik Gelecekler

Kimlik ve hafıza kavramları, 2026’nın ilk çeyreğinde “eve dönüş” ve “dünya kurma” (world-building) temaları üzerinden yeniden tanımlanıyor.

  • Nigeria Imaginary: Homecoming (Museum of West African Art – MOWAA): Venedik Bienali’nin ardından Lagos’a dönen bu sergi, Nijerya’nın geçmişini ve geleceğini Kelani Abass ve Isaac Emokpae gibi sanatçıların gözünden inceliyor. MOWAA’nın yeni araştırma kanadında sergilenen bu eserler, sadece birer sanat işi değil; aynı zamanda Batı Afrika’nın inovasyon ve topluluk sesini koruma vizyonunun bir parçası.

  • Rae-Yen Song 宋瑞渊: ‘•~TUA~• 大眼 •~MAK~•’ (Tramway): Glasgow’da Rae-Yen Song, galeriyi su altı dünyasını andıran bir sığınağa dönüştürüyor. Sanatçı, çocukken denizde boğulan bir atasının hikâyesinden yola çıkarak; tekstil, ses ve hareketli görüntülerle dolu devasa bir “yaratık” kurguluyor. Bu sergi, diasporik fütürizm ve aile ritüellerinin nasıl bir şifa ve direniş alanı yaratabileceğini gösteren etkileyici bir örnek.

Fotoğrafın Direnci ve Ekranın Manzarası

Görsel kültürün teknolojiyle olan imtihanı, hem tarihsel bir perspektifle hem de güncel bir dijital sorgulamayla karşımıza çıkıyor.

Peter Hujar: Berlin ve Bonn Hattı

Berlin Gropius Bau ve Bonn Bundeskunsthalle, fotoğraf tarihinin en samimi isimlerinden biri olan Peter Hujar’a odaklanıyor. Gropius Bau’daki ‘Persistence of Vision’, Hujar’ın siyah-beyaz portrelerini Liz Deschenes’in çağdaş işleriyle bir araya getirerek nesiller arası bir diyalog kuruyor. 1969 Stonewall ayaklanmasından 80’lerin AIDS krizine kadar New York’un kırılgan ve dönüşen yüzünü belgeleyen Hujar’ın işleri, bugün bile tazeliğini koruyan bir dürüstlüğe sahip.

Flavio De Marco: ‘Screen Life’ (MAMbo | Villa Delle Rose)

Berlin merkezli sanatçı Flavio De Marco, ekranı modern çağın yeni “manzarası” olarak tanımlıyor. İtalya’da açılan bu sergi, sanatçının son 26 yıllık kariyerini tarayarak analogdan dijitale geçişimizi dokuz tematik bölümde inceliyor. Bilgisayar ekranlarındaki pencerelerden avatar tasvirlerine kadar De Marco, gerçeklik algımızın nasıl bir “yansımaya” dönüştüğünü resmin diliyle sorguluyor.

Bienaller: Yaşayan Ekosistemler Olarak Sanat

Geleneksel bienal formatı, 2026 yılında yerini daha sürdürülebilir ve topluluk odaklı modellere bırakıyor.

Kochi-Muziris Biennale: ‘For The Time Being’ Hindistan’ın bu en büyük çağdaş sanat etkinliği, bienali tekil bir olay olarak değil, yaşayan bir ekosistem olarak hayal ediyor. Nikhil Chopra’nın küratörlüğündeki altıncı edisyon, “arkadaşlık ekonomileri” üzerine kurulu sanatçı inisiyatiflerini merkeze alıyor. Kochi’nin liman kenti kimliğiyle dünya ile kurduğu bağ, sergilenen her eserde hissediliyor.

Diriyah Contemporary Art Biennale: ‘In Interludes and Transitions’ Suudi Arabistan’da gerçekleşen bu üçüncü edisyon, Arap bölgesinin dünya ile olan göç ve dönüşüm bağlarını inceliyor. 70’ten fazla sanatçının katıldığı bienal, teknolojiden spiritüelliğe uzanan bir süreçte “belirsizlik zamanlarında dirençli kalmayı” hedefliyor.

Nesne ve Dostluk: Sanatla Yeni İlişkiler

Kopenhag’da Egill Sæbjörnsson, ‘My Friend The Art’ sergisiyle bizi alışılmışın dışında bir perspektife davet ediyor. Sanatı sadece tüketilen bir araç değil, insanlarla birlikte evrimleşen bir “Nesne Türü” (Object Species) olarak hayal ediyor. Dev renkli kalemler ve animasyonlu yüzeylerle dolu bu sergi, sanatla kurduğumuz ilişkiyi bir dostluk formuna dönüştürerek tüketim yerine birlikte yaratımı (co-creation) koyuyor.

Sanatın coğrafi sınırları aştığı ve disiplinlerin birbirine karıştığı bu üç aylık dönem, dünyanın aslında ne kadar “akışkan” olduğunu hatırlatıyor. Eğer bu rotalardan birindeyseniz, sadece izlemek için değil, bu yeni dünyaların bir parçası olmak için galerilere adım atın.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Yorum bırakın

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3