
Bu başlığı ilk gördüğünüzde yüzünüzde hafif bir tebessüm beliriyor. Sonra aniden, içinizde bir şeylerin durduğunu hissediyorsunuz. Köpek yılı hesabına göre, bir köpeğin hayatındaki bir yıl insanın yedi yılına bedeldir; yani bir insanın on dördüncü yaşı, bir köpeğin henüz ikinci yaşına denk gelir. Bu hesabı hayatta ilk öğrendiğiniz an, aslında bir nevi büyüme anıdır. İlk kez soyut bir gerçeği, bir ömrün ne kadar kısa olabileceğini kavrayış anı… Ve o an, kayıp fikrinin zihninize ve kalbinize ulaştığı o ilk kırılmadır. Londra’da kapılarını açan “In Dog Years, I’m Dead” sergisi, tam da bu sarsıcı anı merkeze alıyor. Birden fazla sanatçının yapıtlarını bir araya getiren bu karma seçki; zamanın asimetrisini, yas ile mizahın birbirinin içinden nasıl pürüzsüzce geçtiğini ve insan-hayvan ilişkisinin aslında ne kadar derin ve insanca bir temele dayandığını araştırıyor.
Sanat tarihi boyunca köpek imgesi neredeyse hep sadakatin mutlak sembolü olarak okundu. İngiliz aristokrasisinin portrelerini süsleyen o azametli av köpekleri ya da Flaman natürmortlarındaki uysal dostlar bunun en net örnekleriydi. Ancak çağdaş sanat, bu köklü ilişkiye bugün çok daha farklı ve cesur sorular yöneltiyor: Karşımızdaki bağ bir bağımlılık mı, evcilleştirme mi, yoksa karşılıklı bir teselli arayışı mı? Gerçekte kim kimi evcilleştirdi? Ve bize sunulan bu toplumsal kalıpların içinde aslında hangi özgürlükler yaşıyor?
Serginin başlığında kurulan o ince komik-keder denklemi, tüm alanın tonunu tek başına belirliyor. Burada gülmek, acıdan kaçmak ya da onu küçümsemek anlamına gelmiyor; aksine, bazen acıya karşı yapılabilecek en dürüst, en çıplak jesttir gülümsemek. Köpeklerimizi ve onların hayat karşısındaki o çabuk tükenişlerini izlerken, aslında kaçınılmaz olarak kendi ölümlülüğümüzü ve zamanımızı izliyoruz. Londra’daki bu sıra dışı sergi de tam olarak o derin bakışı alıp sarsıcı bir sanata dönüştürüyor.
Bizi koşulsuz bir sevgiyle sarıp sarmalayan dostlarımızın bizden çok daha hızlı yaşlanıp gitmesi, evrendeki en adaletsiz zaman oyunlarından biri değil mi? Bir köpeğin gözlerinin içine bakarken hissettiğimiz o yoğun şefkat, belki de onun dünyadaki o kısa kalış süresine duyduğumuz bilinçaltı bir sızıdan besleniyordur. Çağdaş sanatçıların yas ve mizahı harmanlayan bu ironik aynasına bakarken, siz kendi ölümlülüğünüzle ve zamanın o acımasız hızıyla yüzleşmeye hazır mısınız?






