Jason Shulman ve Moving Pictures Serisi ile Sinemanın DNA’sı

TowerLondraSokak1 saat önce25 Tıklanmalar

Doksan dakikalık bir filmi, sinema salonunun karanlığında akan 130 bin kareyi tek bir ana sığdırsaydınız zaman nasıl görünürdü? İngiltere’nin en önemli tiyatro eleştirmenlerinden biri olan Milton Shulman ve gazeteci Drusilla Beyfus’un evinde, kültürün bir yaşam biçimi değil, adeta bir laboratuvar malzemesi olduğu bir iklimde büyüyen Jason Shulman, tam olarak bu sorunun peşine düşüyor. Kamerasını bir bilgisayar ekranının karşısına sabitleyip, bir filmin ilk saniyesinden son jeneriğine kadar geçen tüm süreyi tek bir negatife kaydettiği o meşhur “Moving Pictures” serisiyle, sinemanın genetik kodlarını ve görsel DNA’sını çıplak gözle görülebilir kılıyor.

Shulman bu deneye ilk başladığında, çocukken oyun hamurlarını birbirine rastgele karıştırdığımızda elde ettiğimiz o kirli, çamurlu kahverengi tonlarında belirsiz bir kütleyle karşılaşacağını tahmin ediyordu. Fakat sonuç, zamanın akışkanlığını kutsayan muazzam bir görsel şölene dönüştü. Her film, kendi ruhuna ve renk paletine sadık, tamamen kendine has bir görsel kimlik üretti. Siyah-beyaz klasikler bile gri tonların katmanlaştığı zengin ve mimari birer karmaşıklığa büründü. Örneğin, Alfred Hitchcock’un Rear Window filmini tek bir kareye sıkıştırdığında, tekerlekli sandalyedeki Jimmy Stewart, parçalanmış çerçeve çizgilerinin ve hayaletimsi ışık dalgalarının arasından puslu, melankolik bir siluet olarak beliriverdi.

Sanatçının bu pratiği sadece sinemayı eritmekle sınırlı kalmıyor; o, gerçeklik ile onun temsili arasındaki o tekinsiz mesafeyi ölçmeyi bir saplantı haline getirmiş durumda. Dönen ayna yapraklarından yaratarak adeta dokunulabilirmiş hissi veren illüzyonist martini kadehleri, havada asılı duran ışık noktalarından örülmüş karahindibalar ya da ince tel örgülerin girdabından doğan formlar hep aynı felsefeden besleniyor. Shulman bu üretim sürecini kendisi için bir tür kaçış olarak tanımlasa da, aslında zamanın ve mekânın dokusunu söküp onu en temel elementlerine ayırıyor. Şayet o 130 bin kareyi alıp kronolojik sırasını tamamen karıştırsaydınız bile negatife düşecek olan o spektral imge hiç değişmeyecekti; çünkü bir anlatının tüm görsel hafızası zaten o bütünün içinde saklıdır.

Projenin ismi olan “Moving Pictures”, İngilizcenin o muzip yapısıyla hem sinemanın temelini oluşturan hareketli görüntüleri hem de ruhumuza dokunan “duygusal resimleri” aynı anda niteliyor. Shulman, zamanın o çizgisel ve durdurulamaz akışını dondurarak bize sinemanın sadece izlenen değil, katman katman solunan bir mekân olduğunu gösteriyor. Rebeccah Hossack Gallery başta olmak üzere uluslararası çağdaş sanat platformlarında büyük yankı uyandıran bu çalışmalar, sinema salonundan çıktıktan sonra zihnimizde kalan o puslu tortunun fiziksel birer kanıtı gibi karşımızda duruyor.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Önceki Gönderi

Sonraki Gönderi

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3