
O her şeyi hızla tüketen temposundan biraz uzaklaşıp, ruhumuzu yavaşlatacak bir yapıma odaklanıyoruz: Maurice Barthélémy‘nin yönettiği “All the Blue in the Sky” (Tout le bleu du ciel, 2025). Bu film, sadece bir “hastalık draması” değil; tıbbın ve sistemlerin bize dayattığı “bakım” kavramına karşı, bireyin kendi sonunu seçme özgürlüğüne yazılmış sessiz bir methiye. 2025’in başında Fransız televizyonlarında parlayan bu yapım, 2026’da bile samimiyetiyle listelerimizdeki yerini koruyor.
Emile, henüz çok gençken Alzheimer tanısı alır ve yaşamak için sadece birkaç ayı olduğunu öğrenir. Hastane ışıkları ve sevdiklerinin acıyan bakışları yerine, Emile “vahşi” bir özgürlüğü seçer. Bir gazete ilanıyla yol arkadaşı arar ve karşısına Joanne çıkar. Joanne, geçmişinden kaçan, yaralı ve Emile’in bu pragmatik teklifine hiç düşünmeden “evet” diyen gizemli bir kadındır.
Eski bir karavanla Pireneler’e doğru yola çıkan bu ikili, sadece yolu değil; belleğin erozyonunu, yasın ağırlığını ve en önemlisi, vakit daralırken yaşamanın ne anlama geldiğini keşfeder.
Özerklik ve Direniş: Film, tıbbileştirilmiş bir dünyada “ölürken bile kendi kararlarını verme” hakkını savunuyor. Emile’in hastaneyi değil yolu seçmesi, modern insanın sistemlere karşı en büyük sessiz direnişi.
Duygusal Minimalizm: Yönetmen Barthélémy, büyük dramatik sahnelerden kaçınmış. Bunun yerine gün ışığını, Pireneler’in sessizliğini ve karakterlerin bakışlarındaki gerçeği kullanmış.
Hafızanın Şiirselliği: Alzheimer burada sadece bir tıbbi durum değil; Emile hafızasını kaybederken, Joanne’ın kendi geçmişini Emile’in “şimdiki zamanında” iyileştirmesi filmin en dokunaklı katmanı.
Bu film, Avrupa sinemasında yükselen “Samimiyet Odaklı Yol Dramaları” akımının en saf örneklerinden biri. Aksiyonun yerini manzaranın, olay örgüsünün yerini duygusal onarımın aldığı bu tür, 2026 izleyicisi için bir tür “duygusal detoks” işlevi görüyor.
Hugo Becker, Emile karakterinde kırılganlığı o kadar ölçülü bir yerden yakalıyor ki; karakteri sadece bir hasta olarak görmüyoruz. Camille Lou ise Joanne rolünde, yasını bir zırh gibi taşıyan ama o zırhın çatlaklarından sızan ışığı Emile ile paylaşan bir kadını harika canlandırıyor.
“Bu film, bize zamanın daralmasının bir felaket değil, bazen en saf bağlantıları kurmak için bir fırsat olabileceğini fısıldıyor. Melodramın tuzağına düşmeden, sessizliğin gücüyle kalbinize dokunuyor.”






