
Berlin’in Ocak ayındaki o gri ve melankolik kış pusu, Charlottenstrasse’ye saptığınızda yerini başka bir ritme bırakıyor. Galerie Thomas Schulte’nin yüksek tavanlı salonlarında, zamanın ve formun birbirine değip geçtiği, sessiz ama derin bir vals yaşanıyor. “Rotation” sergisi, sadece bir eser seçkisi değil; galerinin tarihine yön veren sekiz farklı ruhun, formun ve sistemin sınırlarında birbirine fısıldadığı bir döngü. Burada sanat, bitmiş bir sonuçtan ziyade, sürekli kendi etrafında dönen, yenilenen ve her bakışta farklı bir yüzünü gösteren yaşayan bir organizma gibi karşılıyor bizi.
Sergi, galerinin geçmişi ile geleceği arasında kurulan bir köprü gibi; 1960’lardan günümüze uzanan geniş bir zaman dilimini tek bir “rotasyon” içinde eritiyor. Eserler arasındaki diyalog, soğuk bir sistem mantığından ziyade, malzemenin kendi iç sesine kulak veren romantik bir arayışa dönüşüyor.
Richard Deacon ve Tesadüfün Renkleri: Deacon, seramik heykeli No Black (2013) ile bizleri belirsizliğin estetiğiyle buluşturuyor. Kil tabakalarından şekillendirdiği biyomorfik formun üzerine dökülen sırlar, fırının sıcaklığında kendi yollarını buluyor. Önceden belirlenmiş bir sonuç yok; sadece akışın ve etkileşimin yarattığı kromatik bir büyü var.
Lena Henke’nin Kişisel Mitolojisi: Unforced Error (2025) adlı alüminyum heykelinde Henke, malzemenin soğukluğunu kişisel bir anlatıyla ısıtıyor. İki buçuk metrelik bu amorf gövde, bir at tırnağından yavaşça Aziz Barbara’nın büstüne dönüşürken, sert alüminyumun mor bir polyester kayışla tutulması, gücün ve kırılganlığın dokunaklı bir tezatını sunuyor.
Boşluğun Çizimi: Fred Sandback: Serginin en dingin ve derin köşesinde Sandback’in ip enstalasyonları yer alıyor. Turuncu ve siyah ipliklerin duvar düzleminde birleştiği o incecik dikey çizgi, bize “yokluğun içindeki hacmi” anlatıyor. Sandback, uzayda resim yaparken bizlere boşluğun da bir ağırlığı ve ruhu olduğunu hatırlatıyor.
Sistemlerin kusursuzluğu, sergideki sanatçılar tarafından nazikçe sarsılıyor ve yeniden kurgulanıyor.
Franka Hörnschemeyer ve Aradaki Boşluk: Hörnschemeyer, bilgi teorisine atıfta bulunan çalışmasında, iç içe geçen ahşap ve bitüm panellerle adeta bir bulmaca kuruyor. Sadece üst kısmı duvara sabitlenen bu yapı, parçalar arasındaki o daracık boşluklarda, yapıların birbirine dokunduğu o mahrem anı yakalıyor.
Leunora Salihu’nun Ritmik Omurgası: Spine I (2025), seramik ve ahşabın sıcaklığını bir omurga formunda birleştiriyor. Sonsuzluğa uzanabilecekmiş gibi duran bu ritmik segmentler, bir böceğin dış iskeletiyle antika bir çekmecenin fonksiyonelliği arasında gidip gelen tekinsiz bir canlılık taşıyor.
Matt Mullican ve İdealizm: Ahşap panellerin yağlı boya çubuklarla tuvale aktarıldığı o sürtünme izleri, Platonik idealizmin modern birer izdüşümü gibi karşımızda duruyor. Mullican, en eski çoğaltma yöntemlerinden birini kullanarak, gerçekliğin hibrit doğasını sorguluyor.
Sergi, resmin doğasını yeniden sorgulayan iki güçlü pozisyonla son buluyor. Dan Walsh, Tactic (2025) ile seriliğin içindeki minik sapmaların peşine düşerken; Jonas Weichsel, dijital ve analoğun sınırında, rengin en saf halini kataloglayıp düzenliyor. Her iki sanatçı da bir görüntünün bugün ne anlama geldiğini, sistemli bir merakla arıyor.
“Rotation”, kışın ortasında Charlottenstrasse’de karşımıza çıkan, sürekli devinen ve bizleri formun kendi döngüsüne davet eden bir keşif alanı. 7 Şubat 2026’ya kadar sürecek olan bu sergi, Berlin’in gri günlerine sanatsal bir derinlik katmak isteyenler için büyüleyici bir durak.






