
tiyatro dünyasının Atlas Okyanusu üzerindeki köprüleri hiç olmadığı kadar güçlü. Londra’nın gururu National Theatre ve New York’un sanat kalbi Brooklyn Academy of Music (BAM) arasındaki çok yıllı dev ortaklık, sezonun en heyecan verici transferiyle başlıyor: Hamlet.
Geçtiğimiz yıl Londra’da ayakta alkışlanan bu keskin, karanlık ve bir o kadar da esprili prodüksiyon, 19 Nisan – 17 Mayıs 2026 tarihleri arasında BAM Harvey Theater’da sahne alacak.
Yönetmen koltuğunda Operation Mincemeat ile adından söz ettiren Robert Hastie oturuyor. Hastie, Shakespeare’in bu ölümsüz trajedisini tozlu raflardan indirip, onu günümüzün ayrıcalık ve güç dünyasına hapsediyor. Saray sadece bir mekan değil; her hareketin izlendiği, kederin bile bir performans olduğu estetik bir hapishane.
“Oyunun kendisi bir tuzaktır; siz yeterince yakından bakıyor musunuz?”
Life of Pi ile Olivier Ödülü’nü kucaklayan Hiran Abeysekera, Hamlet karakterine alışılmışın dışında bir soluk getiriyor. Eleştirmenlerin “manik bir enerjiye sahip, ADHD benzeri bir dürtüsellikle hareket eden” olarak tanımladığı bu Hamlet; hem çok zeki hem de tehlikeli derecede kestirilemez.
Kostüm ve Tasarım: Ben Stones’un imzasını taşıyan tasarımlarda, Hamlet’in o meşhur modern tarzı ve “kasıtlı rüküşlüğü” (oversized ruff ve spor ayakkabılar gibi) sarayın geri kalanının kusursuz şıklığıyla çarpışıyor.
Mekân: BAM Strong, Harvey Theater’ın o ham ve yaşanmış dokusu, Danimarka’nın çürümüş halini anlatmak için adeta biçilmiş kaftan.
Bu prodüksiyonun en çok konuşulan yönlerinden biri de kuşkusuz Francesca Mills’in Ophelia yorumu. Bir West End ana akım prodüksiyonunda bu rolü üstlenen ilk cüce sanatçı olan Mills, Ophelia’yı sadece kurban değil; neşeli, fevri ve trajedisiyle kalpleri sarsan bir figür olarak sunuyor. Birçok eleştirmene göre oyunun duygusal merkezini o oluşturuyor.
Shakespeare’in kelimelerini bugünün hızıyla ve Brooklyn’in ruhuyla harmanlayan bu modern trajedi, sadece bir tiyatro oyunu değil, bir kültürel olay niteliğinde.






