
Galerie Max Hetzler, Londra • 3 Haziran – 8 Ağustos 2026
Bir arkadaşınızın küçük çocuğu adınızı tam olarak telaffuz edemeyip size “Patlıcan Ye!” diye bağırsaydı, muhtemelen bunu sevimli bir anı olarak rafa kaldırırdınız. Ancak söz konusu Norveçli avangart sanatçı Ida Ekblad olunca, bu absürt dil sürçmesi Londra’nın merkezindeki bir kişisel serginin manifestosuna dönüşebiliyor. Galerie Max Hetzler, 3 Haziran – 8 Ağustos 2026 tarihleri arasında Ekblad’ın “Eat an Eggplant” başlıklı solo sergisine ev sahipliği yapıyor. “Ida Ekblad” isminin “Eat an Eggplant”e evrilmesindeki o kayganlık ve tesadüfilik, serginin de asıl karakterini; yani planlanmamış olanın, sokak kültürünün ve malzemenin kendi içindeki o kuralsız akışkanlığını özetliyor.
Ekblad, resmin iki boyutlu düzlük iddiasına meydan okuyan, disiplinlerarası ve fazlasıyla şiirsel bir malzeme kütüphanesiyle çıkıyor karşımıza. Sergide keten üzerine yeni dönem yağlıboya tuvaller, çelik yüzeylere işlenmiş emayeler, el boyaması bronz heykeller ve devasa bir cam fener yan yana duruyor. Sanatçının dünyasında fikirler ve biçimler sabit kalmayı reddederek zaman içinde sürekli kabuk değiştiriyor. Kalın, impasto boyayla biçimlendirilmiş ya da ağır metalden dökülmüş narin dantel motifleri; ışığı büküp kırarak yansıtan reçine banklar ve cam yüzeyler, Ekblad’ın hayal gücünü taşıyan akışkan birer kaba dönüşüyor. Nesnelerin ve görüntülerin birbirinin yerine geçebildiği deneysel bir alan burası.
Galerinin sokağa bakan birinci kat balkonuna yerleştirilen büyük bir bronz heykel, daha içeri girmeden izleyici için bir giriş-çıkış eşiği tanımlıyor. Katı metalin ağırlığına tezat olarak, üzerinde suluboyanın o damlayan akışkan kalitesini taşıyan bu heykel, sokak seviyesinden bakıldığında hem anıtsal hem de her an uçup gidecekmiş gibi geçici bir his uyandırıyor. Sanatçının bu iş için kullandığı “Acil ama aynı zamanda dayanıksız bir kalitesi var” ifadesi, içerideki atmosferin de habercisi.
da SPETTACOLO Perdeleri: Galerinin sokağa bakan sekiz pencerelik sırası, eski kafelerin tarzını andıran dantel yarım perdelerle (tendine a mezza finestra) kapatılmış. Ekblad’ın özel olarak tasarladığı bu perdelerin üzerinde İtalyanca “Gösteri” anlamına gelen “da SPETTACOLO” kelimesi işlenmiş.
Müze Masasındaki Parçalar: Geleneksel beyaz kaideler yerine, büyük bir ahşap müze masası üç adet el boyaması bronz heykeli taşıyor. Sanatçının canlı renk paletiyle boyanmış bu heykeller, sanki tuvallerinden canlı birer parça olarak sökülüp çıkarılmış gibi duruyor.
Ressam Bankları: Turkuaz ve fuşya pembesi poliüretandan dökülmüş iki heykelsi mobilyanın demir çerçevelerinde de dantel desenleri yankılanıyor. Bu reçine koltukların içine, Ekblad’ın atölyedeki üretim sürecinden kalan boya kaplı kağıt tabaklar gömülmüş. Sanatçı bu parlak tabakları, “kehribar içindeki fosiller gibi, kalçalarınızın altında sıkışmış paletler” olarak tanımlıyor.
Anamorfik Çelikler: Yeni emaye çalışmalarında ise benzer canlı tonlardaki anamorfik formlar, grafitinin o içgüdüsel, aceleci ve çiğ enerjisiyle çelik yüzeylerin üzerine yayılıyor.
Yılan derisinin dokusal yapısına uzun süredir hayran olan Ekblad, bu desenleri büyük ölçekli tuvallerine de taşımış durumda. Sanatçının “O kadar kalın ki sapkın” diyerek betimlediği zengin impasto yağlıboya katmanları, resimlere neredeyse üç boyutlu bir heykel hissi veriyor. Bu yoğun dokuların üzerine bindirilen harf benzeri şekiller ise dergilerden kelimelerin kesilip sadece negatif alanlarının bırakılması tekniğiyle üretilmiş; görsel olarak 90’lı yılların o yeraltı rave broşürlerinin yazı tiplerini ve asi stilini hatırlatıyor. Fikirlerin durmaksızın başka formlara dönüşmesi, Ekblad için hayati bir önem taşıyor.
İkinci galeri odasında tavandan sarkan büyük ve alçak cam fener ise mekâna kırılmış, pürüzlü ışıklar saçıyor. Ekblad’ın cam malzemeyle yaptığı son teknik keşiflerin bir ürünü olan bu fenerde; cama pigment niyetine cam tozu uygulanmış, opaklık ve şeffaflık alanları birbirinin içinde eritilerek suluboyanın o parlak geçirgenliğine ulaştırılmış. Kontrol ile spontanlık, kasıt ile tesadüf arasındaki o gerilimden beslenen Eat an Eggplant, elektrikli bir aciliyetten eterik bir dinginliğe kadar Ida Ekblad pratiğinin en içgüdüsel ve geniş kapsamlı dökümü.
1980 Oslo doğumlu olan ve hâlâ burada üretmeye devam eden Ida Ekblad, 2011 ve 2017 yıllarında Venedik Bienali’nde yer almasının yanı sıra Kunsthaus Zürich, KODE Art Museum ve Kunstnernes Hus gibi saygın kurumlarda sergiler açmış bir isim. Max Hetzler’deki bu yeni solosu, çağdaş sanatın o bazen fazla ciddileşen steril dünyasına mizahın, dil sürçmelerinin ve ham malzemenin ne kadar dinamik bir tat katabileceğini net bir şekilde gösteriyor.






