
Londra’nın şık Grosvenor Hill sokaklarından sıyrılıp Ames Yavuz’un kapısından içeri adım attığınızda, Avustralya çağdaş sanatının en gür ve sarsıcı seslerinden biriyle, Brook Andrew ile karşılaşıyorsunuz. Symbolic Nature başlıklı bu sergi, sanatçının galeriyle Londra’da gerçekleştirdiği ilk sunum olmasının yanı sıra, Batı kolonyalizminin o tozlu, hastalıklı görsel arşivini acımasızca yapıbozuma uğrattığı ağırbaşlı bir hafıza odası niteliğinde.
Andrew’un pratiğini tek bir disiplinin sınırlarına hapsetmek imkânsız; kolaj, heykel ve asamblajın o melez dilini kullanarak, imgelerin ve kültürel işaretlerin zaman içinde nasıl anlam biriktirdiğini ve bugün bu anlamların nasıl çözülüp yeniden aktive edildiğini araştırıyor. Özellikle sanatçının kendi köklerinin dayandığı Wiradjuri Ulusu’na ve komşu yerli halklara dair o Batılı, romantize edilmiş tarihsel temsilleri alıyor; onları parçalıyor, katmanların arasına gizliyor ve o değişmez sanılan kalıcılıklarını sorguluyor. Serginin başlığındaki doğa, masum ve estetik bir arka plan manzarası değil; aksine tarihsel baskının, asimilasyonun ve kültürel tahakkümün bizzat sahnelendiği koca bir alan.
Açıkçası sergide beni en çok köşeye sıkıştıran ve etkileyen şey, eserlerin sadece duvarda asılı birer görüntü olmaktan çıkıp, mekânın içinde adeta bir ritüel, bir tören alanı inşa etmesi oldu. Andrew; Avustralya saksağanı -kendi Wiradjuri totemi- kama kuyruklu kartal ve rosella tüylerinden tutun da dikenli karıncayiyen oklarına ve aşıboyasına kadar kültürel belleği iliklerine kadar taşıyan organik malzemeleri kompozisyonların içine usulca gömüyor. Bazen açıkça görünür kıldığı, bazen de bilerek katmanların ardına sakladığı bu malzemelerle, izleyiciye adeta bir görünürlük etiği dayatıyor. Andrew’un dünyasında her şey size bir anda, kolayca sunulmuyor; anlam, ancak o nesnelere hak ettikleri saygıyı, dikkati ve zamanı verdiğinizde yavaşça kendini ele veriyor.
Asamblajların yüzeyinde süzülen o tuhaf, uçuşan gözler, dinleyen kulaklar ve göksel formlar ise sürrealist bir illüstrasyon olmanın çok ötesinde. Bunlar, tarihsel yıkıma tanıklık eden, izleyiciyi izleyen ve kolonyalizmin o kibirli bakışını iade eden ruhani metaforlar olarak karşımıza çıkıyor. Andrew, o dönemin sembollerini ve görsel dilini kullanarak eski efendilerin silahını onlara çeviriyor.
Mayıs ayının ortalarına geldiğimiz şu günlerde, sadece estetik bir haz almak için değil; tarihin o rahatsız edici temsilleriyle yüzleşmek ve Batı’nın tek taraflı hafızasının nasıl tersyüz edildiğini bizzat deneyimlemek için Ames Yavuz’a mutlaka uğrayın.
Brook Andrew’un “Symbolic Nature” başlıklı sergisi, 30 Mayıs 2026’ya kadar Londra, Grosvenor Hill’deki Ames Yavuz’da ziyaret edilebilir.






