
Hızlı tüketim alışkanlıklarının sinema salonlarını ele geçirdiği bir dönemde, hikâyesini yavaşça ören ve izleyicinin zihnini adeta bir labirente sokan filmler daha da kıymetli hale geliyor. İşte Alireza Khatami’nin yönettiği The Things You Kill (2025), tam olarak bu tanıma uyan, aksiyondan ziyade atmosfere yatırım yapan, yoğun ve meditatif bir yavaş sinema örneği. Kanada’nın 2026 Akademi Ödülleri’nde “En İyi Uluslararası Film” dalındaki resmi adayı olan bu yapım; gizem, sürrealizm ve derin bir ahlaki çöküşü ustalıkla harmanlıyor.
Filmin merkezinde, annesinin şüpheli ölümünün ardından yasın ağırlığı altında ezilen bir üniversite profesörü var. Psikolojik olarak giderek çözülen bu adamın, kendi intikam planını gerçekleştirmek için bahçıvanını manipüle etmesiyle başlayan süreç, sadece bir suç öyküsünü değil; gerçeklik algısının ve ahlaki değerlerin nasıl parçalandığını anlatıyor. Olaylar, izleyicinin gözü önünde öyle yavaş, öyle tekinsiz bir tempoyla gelişiyor ki, bir süre sonra profesörün yaşadıklarının gerçek mi yoksa zihinsel bir yansıma mı olduğunu ayırt etmek imkânsızlaşıyor.
David Lynch sinemasını andıran bu sürreal ve belirsiz yapı, Khatami’nin auteur vizyonuyla birleşince, filmi geleneksel bir gerilim olmaktan çıkarıp, adeta insanın karanlık iç dünyasına yapılan bir psikanaliz seansına dönüştürüyor.
Filmin o ağır, tekinsiz ve psikolojik atmosferini ayakta tutan en büyük etken, hiç şüphesiz oyuncu performansları. Başrolde yer alan Ekin Koç, profesörün o içsel çatışmalarını, zihinsel kırılmalarını ve çaresizliğini öylesine ölçülü ve içe dönük bir performansla sergiliyor ki, karakterin yaşadığı yıkım doğrudan seyirciye geçiyor. Ona eşlik eden Erkan Kolçak Köstendil, hikâyenin gizemli ve bir o kadar da ayakları yere basan tarafını oluştururken; Hazar Ergüçlü, karakterler arası dinamiklerde o kritik duygusal karmaşayı sağlıyor. Eylemlerden çok içsel çatışmaların konuşulduğu bu filmde, üç oyuncunun da performansı filmin “sanatsal ağırlığına” büyük bir omuz veriyor.
The Things You Kill, gişe rekorları kırmak veya popüler kültüre meze olmak için çekilmiş bir film değil; 25-55 yaş arası, analiz etmeyi ve “satır aralarını okumayı” seven sanat filmi tutkunlarına hitap ediyor. Şimdiye kadar elde ettiği 8 ödül ve 27 adaylık, onun küresel festival döngüsünde ne kadar prestijli bir noktada durduğunu gösteriyor. Film, izleyiciye hazır cevaplar sunmaktansa, onları; toksik erkeklik, duygusal bastırma, suçluluk duygusu ve güç dinamikleri üzerine tartışmaya davet ediyor.
Eğer her saniyesinde aksiyon arayan bir izleyiciyseniz, bu filmdeki kasıtlı yavaşlık ve anlatıdaki belirsizlik sizi yorabilir. Ancak sinemayı bir yorumlama sanatı olarak görüyorsanız, sabrınızın karşılığını sonuna kadar veren, uzun süre zihninizde dönüp duracak çarpıcı bir başyapıtla karşı karşıyasınız demektir.
14 Kasım 2025’te belirli salonlarda ve seçkin dijital platformlarda izleyiciyle buluşan The Things You Kill, şiddetin sadece fiziksel bir eylem değil, aynı zamanda ruhun nasıl çürümeye başladığının bir kanıtı olduğunu sarsıcı bir şekilde hatırlatıyor.






