
Perde yavaşça açılıyor, ışıklar loşlaşıyor ve o meşhur siluet ekranda beliriyor. Ama bu kez sizi televizyon başında değil, sayfaların arasında bekliyor. Domingo Yayınevi’nden çıkan “Alfred Hitchcock Sunar: Annemin Bana Asla Anlatmadığı Hikâyeler”, gerilim türünün gelmiş geçmiş en büyük dehasının kişisel kütüphanesinden süzülüp gelen, bir nevi yasaklı meyve niteliğinde bir antoloji.
Eğer sıradan korku hikâyelerinden sıkıldıysanız ve gerçek huzursuzluğun peşindeyseniz, doğru yerdesiniz.
Hitchcock, bu kitabın önsözünde bizi o kendine has, iğneleyici üslubuyla selamlıyor. “Annem bu hikâyeleri bilse bile bana anlatmazdı,” diyor. Bu cümle aslında kitabın tüm ruhunu özetliyor. Burada sadece kanlı cinayetler ya da gece yarısı çığlıkları yok; çok daha rafine, zihne sızan ve orada bir virüs gibi yayılan ince zevklere hitap eden bir gerilim var.
Kitap, Hitchcock’un bizzat seçtiği, bir kısmını sinemaya veya efsanevi dizisine uyarladığı, bir kısmını ise sadece başucunda sakladığı öyküleri bir araya getiriyor.
Bu derleme sadece Hitchcock isminin gölgesine sığınmıyor; kadrosu adeta bir edebiyat şöleni gibi. Kitapta kalem oynatan bazı isimlere bakmak bile heyecanlanmaya yetiyor:
Daphne du Maurier: Kuşlar ve Rebecca’nın yaratıcısı.
Ray Bradbury: Bilimkurgunun şairi, atmosfer ustası.
Robert Bloch: Psycho’nun arkasındaki dehha zihin.
Patricia Highsmith: Suçun ve psikolojik gerilimin kraliçesi.
Richard Matheson: Ben, Efsane’nin yazarı.
Ayrıca Ambrose Bierce’ten Saki’ye, D. H. Lawrence’tan M. R. James’e kadar türün her renginden temsilci bu karanlık sofrada yerini almış.
Hitchcock öykülerini rastgele bir kafede, öğle sıcağında okuyamazsınız. Bu kitabın hakkını vermek için küçük bir mizansen hazırlamanızı öneririm:
Işık: Sadece sayfaları aydınlatan, geri kalan her şeyi karanlıkta bırakan tek bir lamba.
Ses: Arka planda mutlaka Bernard Herrmann besteleri (özellikle Vertigo veya Psycho soundtrackleri) çok düşük bir tonda çalmalı. O yaylıların yarattığı gerginlik, satırlarla mükemmel bir dans sergileyecektir.
İçecek: Hitchcock’un şarap sürahisine zehir atma konusundaki uyarısını unutmadan, soğuk bir akşamda dumanı tüten koyu bir kahve ya da belki bir kadeh sek şarap…
❝ Bu hikâyeler uyarısız ve önyargısız okunmalı. Hassas sinir sistemlerinizde tam etkileri ancak bu şekilde ortaya çıkabilir. ❞
“Annemin Bana Asla Anlatmadığı Hikâyeler”, gerilimin sadece korkutmak değil, bir sanat olduğunu hatırlatan bir eser. Şarap sürahisindeki zehirden daha fazlasını, insan ruhunun o puslu ve bazen korkunç derinliklerini merak ediyorsanız, Hitchcock’un bu davetini geri çevirmeyin. Gerilim külliyatınızın en nadide parçalarından biri olmaya aday.
Keyifli ve… biraz da huzursuz okumalar dilerim!






