
Bir heykelin bittiği, taşın kesildiği yerde yepyeni bir sorgulama başlıyor: Bedenin sınırları nerede başlar, nereye ait olur? Berlin’in en köklü ve atmosferik mekânlarından Georg Kolbe Museum, 7 Ağustos 2026 Cuma akşamı gerçekleşecek vernissage ile “everybody” başlıklı kışkırtıcı bir yeni sergiye ev sahipliği yapıyor.
8 Ağustos – 28 Kasım 2026 tarihleri arasında gezilebilecek olan sergi; yedi farklı uluslararası sanatçının pratiğini bir araya getirerek günümüz sosyopolitik ikliminde bedeni, kimliği ve aidiyeti yeniden tartışmaya açıyor.
yüzyıl Alman figüratif heykel sanatının en önemli isimlerinden biri olan Georg Kolbe’nin (1877–1947) Sensburger Allee’deki tarihi villası ve atölye kompleksi, bugün bu sergi için kusursuz bir tezat ve gerilim alanı sunuyor. Müzenin klasik, idealize edilmiş bronz ve mermer heykel geleneğinin tam kalbinde; queer, engellilik, sömürgecilik sonrası tarih ve kimlik politikaları odaklı çağdaş bir serginin konumlanması oldukça cesur bir kurumsal hamle.
Küratör Eva da Silva Antunes Alves imzasını taşıyan seçki, bedeni yalnızca estetik veya biyolojik bir form olarak değil; toplumsal düzenlemelerin, bakım (care) ilişkilerinin ve siyasi direnişlerin kesiştiği canlı bir alan olarak ele alıyor.
Sergi, farklı medyumları ve disiplinleri kullanan yedi güçlü pratiği aynı çatı altında buluşturuyor:
Pauline Boudry / Renate Lorenz: İsviçre-Alman sanatçı ikilisi; film, video ve performans aracılığıyla queer/trans bedenleri, arzunun görselleştirilmesini ve sahneleme politikalarını odağına alıyor.
EVA & ADELE: Kendilerini “geleceğin sanatçıları” olarak tanımlayan Alman performans ikilisi, yıllardır aralıksız sürdürdükleri tutarlı ve performatif kimlik pratikleriyle bedeni zamansız bir sanat nesnesine dönüştürüyor.
Carolyn Lazard: Amerikalı sanatçı; engellilik, emek, kronik hastalık ve bakım kavramları üzerinden bedenin kurumsal ve siyasi mekanizmalarla kurduğu gerilimli ilişkiyi soruşturuyor.
Monilola Olayemi Ilupeju: Siyahlaştırılmış beden tecrübesi, ses, dil ve hareketin ifade biçimleri üzerine disiplinlerarası (yazı, performans ve görsel sanat) işler üretiyor.
Janne Kummer: Berlin merkezli sanatçı; gündelik nesneleri dönüştürdüğü mekan düzenlemeleri ve heykellerle beden-nesne ilişkisini sorguluyor.
Luís Lázaro Matos: Portekizli sanatçı; performans, ses ve nesne yerleştirmeleri üzerinden sömürgeci geçmişin beden politikaları üzerindeki izlerini sürüyor.
Lauryn Youden: Kanadalı sanatçı; yavaş örgü, ses, kolektif üretim ve iyileşme pratikleriyle topluluk olma halinin beden üzerindeki dönüştürücü gücünü araştırıyor.
“everybody” sergisi sadece müze salonlarındaki işlerle sınırlı kalmayacak. 13 Eylül 2026 tarihinde, Berlin Art Week kapsamında sergiyle aynı adı taşıyan özel bir Performans Festivali düzenlenecek. Serginin kavramsal zeminini canlı performanslarla genişletecek olan bu etkinlik, müzenin heykel bahçesini ve tarihi atölye alanlarını yaşayan canlı bedenlerin sahnesine dönüştürecek.
Georg Kolbe’nin 20. yüzyıl başından kalan o heykelsi figürlerinin gölgesinde, çağdaş queer ve politik beden anlatılarını izlemek son derece güçlü bir deneyim. Ağustosta Berlin’deyseniz 7 Ağustos akşamı vernissage’ı ya da 13 Eylül’deki Berlin Art Week performans festivalini mutlaka takviminize not edin. Müzenin o çam ağaçlarıyla kaplı bahçesinde yürümek bile tek başına harika bir Westend kaçamağı!