
Gözümüzü ve rotamızı zamansızlığın coğrafyasına, taşın ve masalların şehri Mardin’e çeviriyoruz. Yönetmenliğini Döne Otyam ve Hakan Irmak’ın üstlendiği, küratörlüğünü ise Çelenk Bafra’nın yaptığı Mardin Bienali, 15 Mayıs – 21 Haziran 2026 tarihleri arasında şehre bambaşka bir soluk getirmeye hazırlanıyor. Yarın kapılarını açacak olan bu edisyonu benzerlerinden ayıran ve heyecan dozunu artıran tek bir kelime var: “İlk”. Çünkü bienal, tarihinde ilk kez Yukarı Mardin’in o alışılagelmiş eski şehir sınırlarının dışına taşarak coğrafi değil, tamamen kavramsal bir genişleme dalgası başlatıyor.
Küratör Çelenk Bafra, bu yılın teması olan “GÖKzemin”i kurgularken gücünü iki dev edebi kaynaktan alıyor: Batı rasyonalizminin erken dönemlerinden Aristophanes’in Kuşlar komedyası ve Doğu mistisizminin şah eseri Feridüddin Attar’ın Mantıku’t Tayr (Kuşlar Meclisi) destanı. İlk metin, kuşlarla ittifak kurarak bulutların üzerinde ütopik bir kent inşa eden insanoğlunun sınırlarını tartışırken; ikincisi, kuşları nefsin yedi vadisinden geçirerek kolektif bir uyanışa ve dönüşüme davet ediyor.
Biçimsel olarak taban tabana zıt görünen bu iki külliyat, Bafra’nın küratöryel süzgecinde muazzam bir ortak paydaya kavuşuyor: Arayış, yolculuk ve kaçınılmaz dönüşüm. Mardin’in gökyüzünde süzülen güvercinlerinden ilham alan bu tema, izleyiciyi özgürlük, hakikat ve yeni dünyalar tahayyül etme üzerine derin bir tefekküre çağırıyor.
Bienalin bu yılki sergi rotası kelimenin tam anlamıyla görkemli. Yukarı Mardin’in simgelerinden Kervansaray, Marangozlar Kahvesi ve Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi’nin tanıdık atmosferine ek olarak; bu yıl Dara Antik Kenti, Deyrulzafaran Manastırı ve Kızıltepe’deki Ateş Beyler Hamamı da bienal mekanları arasında yer alıyor. 20 farklı ülkeden gelen sanatçıların yerleştirmeleri, bu çok katmanlı tarihi mekanlarda adeta yeniden can buluyor.
Milattan sonra 5. yüzyıldan günümüze ulaşan ve antik dönemin sürdürülebilir mimari dehasını yansıtan Dara Antik Kenti, bugün çağdaş sanatla dinamik bir diyalog kuruyor. Milattan sonra 4. yüzyıldan beri kesintisiz bir biçimde yaşayan Deyrulzafaran Manastırı’nın mistik koridorlarına bir çağdaş sanat eseri yerleştirmek ise, sergi deneyimine bambaşka bir manevi ağırlık yüklüyor.
Bienalin arkasındaki küratöryel dilin bu kadar güçlü ve yere basıyor olmasının sebebi, Çelenk Bafra’nın kişisel hafızasında saklı. İstanbul Modern’deki artistik direktörlük geçmişinin yanı sıra Venedik’ten Sao Paulo’ya kadar dünyanın en önemli bienallerinde Türkiye seçkilerini yöneten Bafra, Mardin’i çok iyi tanıyor. Sanatçının şehirle olan bağı, 2005 yılındaki bir araştırma gezisine kadar uzanıyor; SAHA Studio ve Paris Cité des Arts’taki Türkiye Atölyesi gibi kurucu rollerinden edindiği deneyim, bienalin yerel ve küresel dengesini kusursuzca kurmasını sağlıyor.
Mardin, mimarisi kadar iklimiyle de ziyaretçisini sınayan bir coğrafya. Mayıs ortası, bu büyülü kenti ve açık hava rotalarını keşfetmek için hala nazik bir havaya sahip; ancak Haziran sonu yaklaştıkça Mezopotamya güneşi yüzünü sertçe göstermeye başlayacak.
Bu yüzden bienali en iyi deneyimleme ritmi: Sabahın erken ve serin saatlerinde Dara veya Deyrulzafaran gibi dış mekan rotalarını adımlamak, öğleden sonraki ağır sıcakta ise taş evlerin serinliğine sığınarak kent kafelerinde bienal kataloğunun sayfalarını karıştırmak. Gök ile zemin, geçmiş ile gelecek, bireysel ile kolektif arasında tezatlar vaat eden bu uzun soluklu yolculuğun fiziksel ayağına da zihnen ve bedenen hazır olmak gerekiyor.
🔗 Resmi Detaylar: mardinbienali.org






