
Berlin’in mimari mücevheri Neue Nationalgalerie’nin o kusursuz, cam ve çelikten minimalizm tapınağından henüz bir fırtına geçti. Modernizmin rasyonel kalesi Mies van der Rohe binası, geçtiğimiz iki hafta boyunca dijital sanatın yaramaz çocuğu Beeple’ın (Mike Winkelmann) son derece absürt, rahatsız edici ve bir o kadar da zihin açıcı istilasına uğradı. “Regular Animals” sergisi 10 Mayıs’ta kapandı ama bıraktığı tortu Berlin sanat ortamında hâlâ tartışılmaya devam ediyor.
Enstalasyonun merkezinde, sergi alanında otonom olarak dolaşan, insan-köpek melezi robotik varlıklar yer alıyordu. Ancak bu robotların en dikkat çekici tarafı, boyunlarının üzerinde yükselen Elon Musk ve Mark Zuckerberg’in hiper-gerçekçi silikon kafalarıydı. Bu teknoloji devleri, sanat dünyasının mavi kanlı avatarlarıyla birlikte etrafta dolanırken, çevrelerini fotoğraflıyor, bu görüntüleri algoritmalarla işliyor ve finalde yapay zeka tarafından üretilen baskıları galeri zeminine bırakıyorlardı.
Bu robotik hayvanlar sadece rastgele hareket etmiyordu; her biri kendi karakterinin lensinden dünyayı yorumluyordu. Picasso versiyonu kübik formlar üretirken, Zuckerberg versiyonu her şeyi bir metaverse estetiğine bürüyor, Musk ise şematik ve teknik planlar kusuyordu.
Beeple, 2021’deki 69 milyon dolarlık NFT satışıyla sanat dünyasının kapılarını tekmeleyerek açtığında, birçok kişi bunun geçici bir heves olduğunu düşünmüştü. Ancak “Regular Animals”, sanatçının ekranın ötesine geçerek fiziksel güç ve algı üzerine ne kadar derinleşebileceğini kanıtlıyor.
Sanatçıya göre, geçmişte dünyayı nasıl gördüğümüzü Picasso veya Warhol gibi sanatçılar şekillendirirdi. Bugün ise bu görev teknoloji milyarderlerinin elinde. Algoritmalar neyi göreceğimize, neyi seveceğimize ve neyin yok olacağına karar veriyor. Eğer dünyayı sosyal medya üzerinden takip ediyorsak, zaten çoktan onların lensini takmışız demektir. Beeple kendisini de bu köpek sürüsünün içine bir öz-portre olarak ekleyerek, bu manipülasyonun dışında olmadığını, hepimizin bu köpekleşmiş sistemin bir parçası olduğunu itiraf ediyor.
Serginin en sarsıcı yanlarından biri de, teknolojiyi antropomorfize etme biçimimizle kurduğu alaycı ilişki. Beeple, yapay zekânın ruhu olup olmadığı tartışmalarına şu keskin yanıtı veriyor:
“Kimse ‘Windows’un ruhu yok’ ya da ‘Buzdolabımın ruhu yok’ demiyor. Çünkü onlar lanet olası birer makine. Yapay zekâya bunu yakıştırıyoruz çünkü bir insanı taklit etmekte çok başarılı.”
Sergi boyunca üretilen baskıların bir kısmı NFT olarak da talep edilebiliyordu; bu da dijital ve fiziksel olanın birbirinden ayrı dünyalar olduğu illüzyonunu yerle bir ediyordu. Beeple’a göre gelecek, bu köpeklerin arka bahçemizde çiftleştiği olağan bir absürtlükten ibaret olabilir.






