
Londra’nın St. James’s bölgesinde, kırılgan bir malzeme üzerinden sert bir toplumsal otopsideyiz. David Gill Gallery, Barnaby Barford’un yirmi yıllık köklü iş birliğini taçlandıran “We Are Where We Are” başlıklı sergisine ev sahipliği yapıyor. 1 Mayıs’ta kapılarını açan ve 30 Mayıs 2026 tarihine kadar sürecek olan bu seçki, 21. yüzyılın ilk çeyreğini porselen figürinlerin tekinsiz ama tanıdık dünyasıyla kayıt altına alıyor.
Başlık, hem yalın bir tespit hem de dürüst bir itiraf niteliğinde: Olduğumuz yeriyiz. Barford, “Buraya nasıl geldik?” sorusuna yanıt aramaktan ziyade, nerede durduğumuzu dondurulmuş sahnelerle betimliyor. Otuz beş seramik heykel ve büyük ölçekli çizimden oluşan sergi, modern insanın içine düştüğü zihinsel sürantreyi, durdurulamaz ivmelenmeyi ve buna tezat oluşturan yaygın atalet duygusunu mercek altına alıyor. Sanatçı, bu dönemi 21. yüzyılın bu ilk çeyreğine nasıl tahammül ettiğimizin bir araştırması olarak tanımlıyor.
Barford, buluntu porselen figürinleri dönüştürerek günümüzün kaotik diyaloğuna absürdist bir perspektifle yaklaşıyor. Eserlerin tematik yelpazesi; bitmek bilmeyen kuyruklardan ilaç kullanımına, aşırı tüketim çılgınlığından bireysel güçsüzlüğe kadar geniş bir alanı kapsıyor.
“Kaos karşısındaki ilgisizliği, daha büyük güçlerin bizi süpürüp götürmesi karşısındaki çaresizliği ve sadece devam etme zorunluluğunun getirdiği o sessiz nihilizmi araştırıyorum,” diyor Barford.
Seramiğin geleneksel zarif algısını mizahla birleştiren Barford, çalışmasını sıradan bir zanaatın ötesine taşıyor. Onun figürinleri ilk bakışta gülünç görünebilir; ancak bu gülünçlük, izleyiciyi hem rahatlatan hem de derinden rahatsız eden bir ikiliğe sahip. 2026 dünyasında bu dengeyi kurabilmek, sadece sanatsal bir başarı değil, aynı zamanda politik bir duruşun yansıması olarak okunmalı.
Porselenin kırılganlığı ile içinde bulunduğumuz yüzyılın sert gerçekliği arasındaki bu kontrast, Barford’un neden David Gill Gallery ile yirmi yıldır sarsılmaz bir bağ kurduğunu da açıklıyor.






