
İstanbul’dan rotamızı Avrupa’nın sanat başkentlerinden birine, Viyana’nın o zarif ve tarihi dokusuna çeviriyoruz. Galerie Krinzinger, çağdaş sanatın en heyecan verici ve çok disiplinli isimlerinden biri olan Nevin Aladağ‘ın galerideki ikinci kişisel sergisi “vibrating images” (Titreşen İmgeler) ile izleyicileri formların, seslerin ve sınırların tamamen eridiği bir dünyaya davet ediyor.
22 Nisan 2026 tarihine kadar Seilerstätte 16 adresindeki ana galeri mekanında devam edecek olan bu sergi; heykeli, resmi, tekstili, videoyu ve sesi adeta bir oyunbazlıkla bir araya getiriyor.
Aladağ’ın sanat pratiğinin kalbinde yer alan asemblaj prensibi, bu sergide yepyeni bir boyuta taşınıyor. Sergi alanında dolaşırken sadece sanatsal disiplinlerin değil; sanat ile müziğin, farklı coğrafyaların ve zengin kültürlerin birbirine beklenmedik köprülerle bağlandığına şahit oluyorsunuz.
Sergi, sanatçının iki önemli serisini tek bir çatı altında birleştiriyor: Vibrating Images serisi ve sanatçının ilk kez Darmstadt Mathildenhöhe’deki (2025/26) “Raise the Roof” sergisinde tam teşekküllü bir enstalasyon olarak bir araya getirdiği Music Room Darmstadt (Darmstadt Müzik Odası) ses heykelleri.
Nevin Aladağ, 2014 yılında başladığı ve Avrupa’nın geleneksel “müzik salonu” kültüründen ilham alan Music Room Darmstadt serisiyle eşyaların hafızasını yeniden yazıyor. Müzik salonları, özellikle Art Nouveau akımı sanatçıları için burjuva temsilinin ve iç mekan tasarımının en önemli alanlarından biriydi. Ancak Aladağ, bu kavramı alıp tersyüz ediyor.
1900’lerin başından kalma mobilyaları ve gündelik objeleri, hedefli ve zekice müdahalelerle çalışan müzik aletlerine dönüştürüyor:
Hoffmann Koltuğu ve Glockenspiel: Viyanalı efsanevi tasarımcı Josef Hoffmann’ın ikonik bir koltuğu, içine kusursuzca yerleştirilmiş bir glockenspiel ile yeniden hayat buluyor. Ahşap desteklerin o ritmik ve katı yapısı, enstrümanın parlak ve berrak sesiyle kırılıyor.
Nefes Alan Tabure: Yüksekliği ayarlanabilen eski bir piyano taburesi, bir akordeon körüğüne bağlanıyor. Taburenin yüksekliğini hafifçe ayarladığınızda, mekanizma usulca ses vererek adeta nefes almaya ve melodi üretmeye başlıyor.
1900’ler civarındaki “Sanat ve Zanaat” (Arts and Crafts) reformunun yüksek kaliteli işçilik prensibini derin bir hassasiyetle benimseyen Aladağ; aynı zamanda objet trouvé kavramı üzerinden bu burjuva mobilyalarının orijinal işlevlerini ve dönemin iç mekan tasarımı geleneklerini sorguluyor.
Bu objelerin taşıdığı çeşitlilik, farklı zamanlardan, coğrafyalardan ve kültürlerden gelen müzik aletleriyle birleştiğinde; o eşyalara bir zamanlar sahip olan insanların biyografilerini de mekana taşıyor. Müzikal doğaçlamanın başladığı o sihirli anda, Aladağ’ın müzik odası zamanı ve mekanı aşan bir buluşma noktasına dönüşüyor. Sanatın ve müziğin, insanları bir araya getiren ve topluluk inşa eden o muazzam potansiyeli somut bir biçimde gözler önüne seriliyor.






