
Zamanın akışkanlığına ve hayatımızdaki o sahte kalıcılık hissine dair sarsıcı bir yüzleşme için Sternschuppen‘ın kapılarını aralıyoruz. Küratörlüğünü Ana Tomić‘in üstlendiği “TEMPERMANENT” sergisi, 19 Mart’taki görkemli açılışının ardından bizi tam da şu sıralar içinden geçtiğimiz o ağır durağanlık hissini sorgulamaya çağırıyor.
Bu sergi, eşyaların, durumların ve alışkanlıkların ne kadar kalıcı hissettirdiğini; oysa aslında hiçbirinin öyle olmadığı gerçeğini yüzümüze çarpıyor.
Sergi alanına adım attığınızda, zihninizde o tanıdık ve melankolik manifesto yankılanmaya başlıyor:
“Her gün bir şeylerin olmasını bekleyerek uyanıyorum. İşlerin şu anki haliyle, burada bir yıl daha kalmak enayilik olurdu; ve yine de… Bir şeyler, bir şeyler, bütçe kesintileri…”
Sanatçılar Lena Kocutar, Matrijaršija, Sofija Pašalić ve Jelisaveta Rapaić, bu sıkışmışlık hissini adeta gözle görülür, dokunulabilir bir hale getiriyorlar. Eserler arasında dolaşırken, atmaya kıyamadığımız, “Şunların en azından bir kısmından kurtulmayı deneseler ya” dediğimiz o yüklü eşyaların ağırlığını hissediyorsunuz. Galerinin her köşesi; yeni bir şey öğrenmenin zaman aldığı, insanın çalışmayı çoktan öğrendiği ve artık “en genç” olmadığı o gri, tereddütlü yaşamsal evrelerin birer yansıması gibi.
Görünürde her şey son derece sağlam, ağır ve değişmez duruyor. Ancak sanatçıların o ince dokunuşlarıyla; o çok güvendiğimiz düzenin, vazgeçemediğimiz alışkanlıkların ve gözden çıkaramadığımız materyallerin aslında ne kadar kırılgan ve “geçici” bir illüzyon olduğunu fark ediyorsunuz. Eserler; bizi o bildiğimiz konfor alanımızdan, “Acaba başka bir şey unuttuk mu?” şüphesini zihnimize ekerek yavaşça söküp alıyor. “TEMPERMANENT”, kalıcı sandığımız her şeyin aslında kendi zihnimizin yarattığı bir ağırlık olduğunu fısıldayan, melankolik ama bir o kadar da özgürleştirici bir deneyim.






