
Londra’nın entelektüel duraklarından Euston Road’da, insanın kendi doğasıyla, bedeniyle ve gezegenle yüzleştiği o kalıcı sığınağındayız: Wellcome Collection. Müzenin 1. katında yer alan ve bitiş tarihi olmayan kalıcı sergi “Being Human” (İnsan Olmak), bitmek bilmeyen bir evrimin, umutlarımızın ve en derin korkularımızın sanatsal bir panoraması olarak bizi bekliyor.
The Times gazetesinin “Ziyaretçi her köşede büyüleyecek bir şey bulacak” diyerek övdüğü bu sergi; değişen dünyada güven, kimlik ve sağlık kavramlarının ne anlama geldiğini sorguluyor.
İçeri adım attığınızda, 50 sarsıcı sanat eseri ve objenin rehberliğinde dört ana bölüme ayrılmış bir labirentin içine çekiliyorsunuz: Genetik, Zihinler ve Bedenler, Enfeksiyon ve Çevresel Çöküş. 21. yüzyılda insan olmanın ne anlama geldiğini araştıran bu bölümler, yepyeni tıbbi bilgilerin ışığında kendimizle, birbirimizle ve dünyayla olan değişen ilişkimizi gözler önüne seriyor.
Eserler sadece izlenmek için değil, tam anlamıyla “deneyimlenmek” için orada. Gözlerinizi kapatıp şu anları zihninizde canlandırın:
Meçhule Yürüyen Astronot: Karşınızda Yinka Shonibare’nin o çarpıcı “Refugee Astronaut” (Mülteci Astronot) heykeli duruyor. Sırtında eski püskü bir file, içinde biriktirdiği tencereler, tavalar ve dünyevi eşyalarla, yüzü olmayan bir astronot kostümü içinde meçhul bir hedefe doğru yürüyor. İklim krizinin ve yerinden edilmenin o ağır, melankolik yükünü omuzlarında taşıyor.
Kokuların Hafızası: Salonun bir başka köşesinde soğuk ve sert bir bronz heykelle karşılaşıyorsunuz. Ancak yaklaşıp kokladığınızda, metalin o beklenen kokusu yerine burnunuza anne sütünün o tanıdık, sıcak, tatlı ve yaşam dolu kokusu doluyor. Bedenin ve metalin, şefkatin ve katılığın bu gerçeküstü çarpışması zihninizi sarsıyor.
Salgınların Melodisi: Biraz ileride bir “Salgın Müzik Kutusu” (Epidemic Jukebox) sizi bekliyor. Düğmelere bastığınızda, hastalıkların, iyileşmenin ve tarih boyunca insanlığı şekillendiren salgınların o görünmez ritmini dinlemeye başlıyorsunuz.
Wellcome Collection, insan olmak temasını işlerken hiçbir insanı dışarıda bırakmıyor. Binanın tüm katlarına uzanan basamaksız (step-free) erişim imkanının yanı sıra sergi alanı da tamamen kapsayıcı bir tasarıma sahip.
Her bir eser için detaylı duvar metinleri, İngiliz İşaret Dili (BSL) videoları ve büyük puntolu rehberler mevcut. Görme engelli ziyaretçiler için VocalEyes web sitesi üzerinden sergideki her bir objenin detaylı sesli betimlemeleri ve özel öne çıkanlar turu sunuluyor. Bilişsel ve duyusal hassasiyetleri olan ziyaretçiler içinse görsel hikayeler (visual stories) ve duyusal erişim destekleri özenle hazırlanmış.
Bizler olağanüstü kültürel, sosyal ve politik değişimlerin ortasında kendimize ve birbirimize nasıl bakacağımızı öğrenmeye çalışırken, “Being Human” bize tam olarak nerede durduğumuzu fısıldıyor.






