
Huxley-Parlour, çağdaş sanat pratiği içinde kilin genişleyen rolünü inceleyen uluslararası ve nesiller arası bir sanatçı topluluğunun yer aldığı “Metamorphosis: On Clay” adlı inceleme sergisini duyurmaktan mutluluk duyar. Londra’daki Maddox Street galerisinde 18 Nisan 2026 tarihine kadar gerçekleşecek olan sergide her sanatçı kili; sanat tarihi mirasları, mimari, nesnenin metalaşması, kolektif hafıza ve yaşanmış deneyim gibi çeşitli temaları araştırmak için bir araç olarak kullanmaktadır. Sergilenen eserlerde zaman birden fazla düzeyde işlerken; anlatı ve eleştiri, sanat tarihine, kültürel hafızaya ve kişisel deneyimlere yapılan atıflar aracılığıyla aktarılmaktadır.
Sergide özellikle SaraNoa Mark ve Isis Dove-Edwin, geçmiş, bugün ve gelecek arasındaki sınırları ortadan kaldırmaktadır. Mark’ın pratiği hem somut hem de soyut izlerin haritasını çıkarırken, yüzeylerini tekrarlanan oyma ve çentikleme işlemleriyle canlandırmaktadır. Sanatçının heykelleri bu yöntemle manzara ve tarihin evrimini yansıtırken aynı zamanda gelecek için potansiyeller sunmaktadır. Dove-Edwin ise akışkan ve geçici formlarını oluşturmak için malzemesiyle sezgisel bir bağ kurmaktadır. Geleneksel Nijerya seramik tekniklerinden, tekstil desenlerinden ve icra edilen jestlerden yararlanan sanatçının seramiklerinde yüzey; anlatı, hareket ve kişisel geçmişlerin keşfedilebileceği bir temel görevi görmektedir. Gelenek ile çağdaş yaşamı birleştiren Dove-Edwin’in çalışmaları statikliği reddederek sürekli bir açılım sunmaktadır.
Belirsizlik ve istikrarsızlık kavramları Jessica Stoller, Lindsey Lou Howard ve Shahpour Payan’ın pratiklerine nüfuz etmektedir. Sanatçılar, yerleşik çerçeveleri kullanarak önceden belirlenmiş anlayışları ve güç yapılarını parçalamayı amaçlamaktadır. Stoller, seçtiği porselen medyumunun zarafet, tüketim ve beğeni ile olan tarihsel ilişkisini, abjection ve grotesk aracılığıyla eleştirmektedir. Kadın bedenine dair kültürel, tarihsel ve bedensel kavramları sentezleyen sanatçı, zevk ve arzu fikirlerini karmaşıklaştırmaktadır. Howard için tüketim toplumu ve duygular, yemeklerin görsel kültürü üzerinden incelenmektedir. Sanatçı, gıda endüstrisindeki geçici heveslerin ve ticarileşmenin yaygınlaşmasını eleştirmek için hicivli bir ton ve korku türü mecazlarını kullanmaktadır. Shahpour Payan’ın heykelleri ise gücün görsel tezahürlerini, özellikle de mimari alanın tahakküm için bir mekanizma olarak düzenlenmesini tasvir etmektedir. Payan, genellikle parlak tonlarda sunduğu bu yapıların kopyaları aracılığıyla, tarihi ve politik olanı şiirsel görsel form anıtlarına dönüştürmeyi amaçlamaktadır.
Londra merkezli sanatçı Dean Hollowood da benzer şekilde dış dünyaya bakarak çevremizdeki belirsizliği yakalamaya çalışmaktadır. Eserleri, heykelsi formun ve mekansal durumun etkileşimine dayanarak izleyiciyi nesne ve çevre ile olan kendi ilişkimizi düşünmeye teşvik etmektedir. Sınıflandırma dürtüleri, doğal formlar üzerine düzen dayatılmasını ve kategorizasyonu düzeltmeyi amaçlayan Katie Spragg’ın heykellerinde sorgulanmaktadır. Göz ardı edilen ve gündelik ekolojileri keşfeden Spragg’ın karma teknik pratiği, biyolojik olanın insanlar tarafından dayatılan yapılara karşı direncini kutlamaktadır. Londra merkezli sanatçı Aneta Regel’in şekilsiz yapılandırmaları da bir irade ortaya koymaktadır. Regel’in çalışmaları doğal ve insan yapımı arasındaki eşikte durarak dönüşümü vurgulamaktadır; seramiğine taşı dahil eden heykelleri, maddenin halleri ile tamamlanmışlık ve gelişim arasındaki sınırda yer almaktadır.
Ozioma Onuzulike, Gustav Hamilton ve Karla García’nın pratiklerinde mekan merkezi bir öneme sahiptir. Onuzulike’nin büyük ölçekli heykelleri, malzemeleri ve pigmentleri Afrika genelindeki yerelleştirilmiş bölgelerden alınan bireysel seramik boncuklardan oluşmakta ve onları yapıldıkları yere silinmez bir şekilde bağlamaktadır. Sanatçının sorgulaması, malzemenin estetik ve kavramsal potansiyellerini araştırırken, kıtanın politik ve sosyo-ekonomik bağlamlarının tarihsel ve sosyolojik köklerini incelemektedir. García’nın pratiği ise Meksika ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki sınır bölgelerinde büyüme deneyimlerinden beslenmektedir. Eserleri, çölün botanik yapılarını bir çıkış noktası olarak alarak onlara nüfus hareketlerine, yerel folklorun aşkın ve manevi unsurlarına hitap eden antropomorfik bir nitelik kazandırmaktadır. Hamilton ise disiplinler arasındaki katı parametreleri eriterek, gerçek ve hayali deneyimi harmanlayan ve kendi deyimiyle bir “otofiktif günlük” oluşturmak için Amerikan Ortabatısı manzaralarından ve aile mirası yadigar eşyalardan yararlanmaktadır.
Sergilenen sanatçılar bu çeşitli yaklaşımlar aracılığıyla medyumun yüzey, nesne ve anlatı aracı olarak potansiyelini ortaya koymaktadır. Sergideki eserlerin her biri tesadüfler, tarihsel ikonografiler, yerel kültür ve çağdaş sosyo-politik olaylar tarafından şekillendirilmektedir. “Metamorphosis: On Clay” sergisi 18 Nisan 2026 tarihine kadar Londra’da 45 Maddox Street adresinde ücretsiz olarak ziyaret edilebilir.






