Sanat, bazen en beklenmedik formlarda ve en sıradışı hikayelerle karşımıza çıkar. İskoçya Glasgow Sanat Okulu mezunu sanatçı Emilia Evans-Munton’ın eseri, tam da böyle bir hikayeyi barındırıyor: Guinness Dünya Rekorları’na giren, devasa bir çorap maymun heykeli. Ancak bu eser, sadece büyüklüğüyle değil, aynı zamanda ardındaki duygusal derinlikle ve sanatçının kişisel anılarıyla da dikkat çekiyor. Evans-Munton’ın bu devasa maymunu, “geride bırakılan oyuncaklara bir övgü” olarak tanımlanıyor ve izleyicileri çocukluk anılarına, kayıplara ve aidiyet duygusuna dair düşünmeye davet ediyor.
Yaklaşık 15 metre uzunluğundaki bu devasa yumuşak heykel, geçtiğimiz yıl Guinness Dünya Rekorları tarafından tescillendi. Ancak Evans-Munton, eserin asıl amacının bir rekor kırmak olmadığını, aksine çocuklukta geride bırakılan, unutulan oyuncaklara bir saygı duruşu niteliği taşıdığını belirtiyor. Sanatçının bu açıklaması, esere sadece fiziksel bir nesne olmanın ötesinde, derin bir anlam katıyor. Her birimizin çocukluğunda bir yerlerde unutulmuş, belki de kaybolmuş bir oyuncağı vardır ve bu eser, o oyuncaklara duyulan özlemi ve onlarla kurulan duygusal bağı yeniden canlandırıyor.
Glasgow Sanat Okulu’ndan yeni mezun olan Evans-Munton, “Remember I’m Still Here” (2025) adını verdiği bu çorap maymununu, Heykel ve Çevre Sanatı programının derece sergisi için yarattı. Kadife kumaştan yapılmış ve samanla doldurulmuş heykel, üniversite binasının arka otoparkında haftalarca sergilendi. Bu süre zarfında, hem doğa koşullarına hem de izleyicilerin düzenli etkileşimine maruz kaldı. Sanatçı, eserin bu şekilde dış etkenlere açık bırakılmasının, onun “gerçekliğini” ve “yaşanmışlığını” vurguladığını ifade ediyor. Heykel, sadece bir sanat eseri olmaktan çıkıp, bir deneyim alanına dönüşüyor.
Evans-Munton, bir e-postada, “Çorap maymununun ölçeği, yetişkinleri çocuksu bir boyuta indirgeyerek, izleyiciler arasında çocuksu bir oyun ve merak uyandırdı” diyor. “En güzel yanlarından biri de, yokuş aşağı yürüyen, günlük işlerini yapan insanların, eseri kapılardan görüp heyecanlanarak gelip güneşin altında üzerinde uzanmalarıydı!” Bu sözler, sanatın sadece gözlemlenen bir şey olmaktan öte, etkileşim kurulan, deneyimlenen ve hatta bir parçası olunan bir olgu olduğunu gösteriyor. Heykel, izleyicileri pasif birer gözlemci olmaktan çıkarıp, aktif katılımcılara dönüştürüyor.
Derece sergisinin ardından Evans-Munton, eserini İngiltere Norfolk’taki Field Maneuvers müzik festivaline taşıdı. Burada, insanlar tarafından sarılma, üzerine atlama, kucaklama ve genel olarak onunla oynama sonucunda daha da kirlendi, soldu ve bazı yerleri yıprandı. Sanatçı, eserin bu şekilde “bozulmasının”, ne kadar çok oynandığını ve sevildiğini gösterdiğini vurguluyor; “sanatçı tarafından kelimenin tam anlamıyla geride bırakılmış, ancak izleyici tarafından sevilmiş.” Bu durum, eserin geçirdiği dönüşümün, onun hikayesini daha da zenginleştirdiğini ve ona yeni katmanlar eklediğini gösteriyor. Yıpranma ve eskime, eserin bir parçası haline geliyor ve onunla kurulan bağın bir kanıtı oluyor.
Sanatçı, bu konseptin, annesi ve büyükannesiyle birlikte ilkokul sınıfındaki tüm kız çocuklarına veda hediyesi olarak yaptığı eski bir çorap maymunuyla karşılaşmasıyla ortaya çıktığını açıklıyor. Evans-Munton, “Şimdi nerede olduklarını merak etmeye başladım” diyor. “Çorap maymunları hala var; belki bir tavan arasında ya da bir hayır kurumunda, ya da belki hala seviliyor ve bakılıyor.” Bu kişisel anı, esere evrensel bir boyut kazandırıyor. Herkesin çocukluğundan kalma, bir yerlerde varlığını sürdüren, ancak akıbeti bilinmeyen bir eşyası vardır. Bu eser, o eşyaların hikayesini ve onlarla kurulan bağın gücünü hatırlatıyor.
Sevildikten ve ardından yıkandıktan sonra, eser şimdilik sanatçının büyükannesinin tavan arasında güvenle duruyor. Bu durum, eserin yolculuğunun henüz bitmediğini, belki de gelecekte yeni hikayelere ve deneyimlere kapı aralayacağını düşündürüyor. Emilia Evans-Munton’ın “Remember I’m Still Here” adlı eseri, sadece bir Guinness Dünya Rekoru sahibi olmakla kalmıyor, aynı zamanda sanatın kişisel anılarla, evrensel duygularla ve toplumsal etkileşimle nasıl iç içe geçebileceğinin güçlü bir örneğini sunuyor. Bu eser, bizlere, geride bırakılanların bile hala bir yerlerde var olduğunu ve sevginin, zamanın ve mekanın ötesinde bir bağ kurabileceğini hatırlatıyor.