
Tal R, bu sergiyle bize özel dünyasının kapılarını aralıyor. 2025 yılında üretilen yağlı boya tablolar ve patine bronz heykellerden oluşan domestic, sanatçının kendi hayatından kesitleri, dostlarını ve ailesini merkeze alıyor. Ancak Tal R’nin ustalığı burada devreye giriyor; kişisel olanı kolektif bir anlatıya dönüştürerek, bize hem çok tanıdık hem de bir o kadar tekinsiz (uncanny) gelen bir dünya kuruyor.
Sanatçı bu pratiğini anlatırken İbranice bir terim olan “kolbojnik” (artıklar/kalanlar) kelimesini sıkça kullanıyor. Sanatını bazen bir öğle yemeği kutusu hazırlamaya, bazen de içine her türlü malzemenin atıldığı kaynayan bir tencereye benzetiyor. Bu hiyerarşisiz yaklaşım, bir oyuncak ayıyı ya da bir halı desenini en az portrenin öznesi kadar önemli kılıyor.
Sergideki tablolarda, Henri Matisse’in canlı paletinden ve Edvard Munch’un o derin, varoluşsal atmosferinden izler yakalamak mümkün.
Emma Reading: Karmaşık desenli bir iç mekânda, figürasyon ile soyutlama arasında gidip gelen bir huzur anı.
Cat Costume: Bir çocuğun kedi kostümü içindeki mahzun ve düşündürücü bakışı. Tal R, öznelerini ironiden uzak, ancak karikatürize bir içtenlikle resmediyor.
Children Sleeping: Gece vaktinin ilhamıyla, mermer dokulu siyah bir boyanın altında uyuyan çocuklar… “Başka bir yerde olan birini izlemek ne anlama gelir?” sorusunu sorduran, rüya ile gerçek arasında asılı kalmış bir an.
Sergi sadece tuvallerle sınırlı değil; tablolardaki o gangly (uzun ve sarsak) silüetler bronz heykellerde vücut buluyor. Tal R’nin heykelleri, Brassaï’nin grafitilerinden ve Hans Josephsohn’un kütlesel formlarından ilham alıyor. Dev eller ve ayaklar, düz gövdeler… Bu heykeller hem zamansız hem de çok modern duran birer bas-rölyef hissi uyandırıyor. Sanatçının deyimiyle, iyi bir sanat eseri “telefonda basit kelimelerle tarif edilebilecek kadar yalın” olmalı, ancak bakıldığında o beklenmedik yabancılığı hissettirmeli.
Tal R’nin eserlerine bakmak, kendi telefonumuzdaki fotoğraf galerisinde geriye doğru gitmek gibi. O anı yaşıyormuşuz ama aynı zamanda o anın dışındaymışız hissi veriyor. Paris’in gri kışında, rue du Temple üzerindeki bu “evcil” ama bir o kadar da hayalsi dünya, ruhumuza çok iyi gelecek. Sanatın aslında etrafımızı saran sıradan şeylerden nasıl filizlendiğinin en güzel kanıtı bu sergi.
Mekân: Galerie Max Hetzler (46 & 57, rue du Temple, Paris)
Tarih: 17 Ocak – 28 Şubat 2026






