76. Berlinale’nin Altın Ayı Adayları ve Sinemanın Yeni Rotası

KömürKazan DairesiTerasBerlin3 gün önce27 Tıklanmalar

Şubat ayı Berlin’de sadece dondurucu bir ayaz değil, aynı zamanda Potsdamer Platz’ın kırmızı halısında eriyen karlar ve sinema tutkusunun harareti demektir. No-26 Apartmanı’nın en alt katında, Kazan Dairesi’nde bugünlerde makineler her zamankinden daha gürültülü çalışıyor. Bacadan yükselen dumanlar, 76. Berlin Film Festivali’nin (Berlinale 2026) resmi yarışma seçkisinin sızdırdığı o büyüleyici kokuyu taşıyor.

Başkanlığını usta yönetmen Wim Wenders’ın yapacağı jüriyi bu yıl zorlu bir mesai bekliyor; çünkü karşımızda animeden revizyonist western’e, karanlık hicivlerden siyasi gerilimlere uzanan, zanaatının zirvesinde 22 film var. Bu seçki, sadece sinemanın teknik gücünü değil, dünyanın içinden geçtiği o kaotik ve melankolik ruh halini de Berlin’in gri estetiğiyle birleştiriyor.

Anadolu’nun Sesi Berlin’de: Emin Alper ve İlker Çatak

Kazan Dairesi’nde bizi en çok heyecanlandıran, bu katın havasını bir anda memleket rüzgarıyla ısıtan iki isim var: Emin Alper ve İlker Çatak. İstanbul’un o çok katmanlı anlatısını Berlin’in soğuk ama adil meydanlarına taşıyan bu yönetmenler, otoritenin ve toplumsal kırılmaların izini sürüyor.

Emin Alper, Kurtuluş (Salvation) ile bizi dini ve aşiret bağlarının, tartışmalı toprakların ve bitmek bilmeyen iktidar mücadelelerinin ortasına bırakıyor. Alper’in sinemasındaki o tekinsiz gerilim, bu kez iki köy arasındaki uçurumu bir alegoriye dönüştürüyor. Diğer tarafta, geçtiğimiz yıllarda adından sıkça söz ettiren İlker Çatak, Gelbe Briefe (Yellow Letters) ile devlet baskısının bir ailenin en mahrem alanına, evliliğine ve sanatsal bütünlüğüne nasıl sızdığını inceliyor. Her iki film de Berlin ve İstanbul arasındaki o kültürel ve politik köprüyü, sinemanın evrensel diliyle yeniden inşa ediyor.

Aile Trajedileri ve Yıldızların Işığı

Berlinale 2026, büyük isimlerin bağımsız ruhla buluştuğu bir sahneye dönüşüyor. Kornél Mundruczó’nun yönettiği ve başrolünde Amy Adams’ın devleştiği At the Sea, rehabilitasyon sonrası eve dönen bir kadının aile bağlarını onarma çabasını keskin bir gözlemle sunuyor. Aile teması, seçkideki birçok filmin merkezinde, toplumsal dinamikleri yansıtan bir prizma görevi görüyor.

  • Rosebush Pruning (Yön. Karim Aïnouz): Güç, servet ve zehirli sırlar üzerine kurulu karanlık bir hiciv. Başrollerde gördüğümüz yıldız isimler, ayrıcalıklı dünyanın çürümesini Berlin’in o meşhur ciddiyetiyle çarpıştırıyor.

  • Queen at Sea (Yön. Lance Hammer): Juliette Binoche ve Tom Courtenay, bakım ve rıza gibi hassas konuları, Hammer’ın yıllardır beklenen o şiirsel anlatımıyla işliyor.

  • Josephine (Yön. Beth de Araújo): Channing Tatum ve Gemma Chan’ın başrollerini paylaştığı bu psikolojik gerilim, travmanın kimlik üzerindeki yıkıcı etkisini “Kazan Dairesi”nin o boğucu atmosferine benzer bir yoğunlukla sunuyor.

Müzik, Sanat ve Zamanın Ötesinden Gelen Hikayeler

Apartmanımızın bu katında sadece diyaloglar değil, notalar da yankılanıyor. Yarışmanın en dikkat çeken belgesel ve kurgu melezleri, sanatsal dehanın bedelini sorguluyor. Grant Gee’nin caz efsanesi Bill Evans’ı anlatan Everybody Digs Bill Evans filmi, keder ve bağımlılığın melodisini beyazperdeye taşıyor. Tizza Covi ve Rainer Frimmel ikilisi ise The Loneliest Man in Town ile gerçeklik ve kurguyu birbirine karıştırarak bizi blues müzisyeni Al Cook’un direniş dolu dünyasına davet ediyor.

Tarihin tozlu rafları da Berlinale’nin radarında. Sandra Hüller’in başrolünde olduğu, Otuz Yıl Savaşları sonrası bir kadının hayata tutunma çabasını anlatan Markus Schleinzer imzalı Rose, dönemin karanlığını günümüzün kadın hakları mücadelesiyle paralel bir çizgide sunuyor.

Sinemanın Geleceği: Anime ve Büyülü Gerçekçilik

Berlinale, ana akımın dışına çıkmaktan asla çekinmiyor. Japonya’dan gelen Yoshitoshi Shinomiya imzalı A New Dawn, iklim değişikliğinin vurduğu bir kırsalda havai fişekleri bir başkaldırı enstrümanına dönüştüren muazzam bir anime. Çadlı yönetmen Mahamat-Saleh Haroun ise Soumsoum, la nuit des astres ile büyülü gerçekçiliğin sınırlarını zorlayarak sinemanın mistik gücünü Berlin’in soğuk salonlarına taşıyor.

Kazan dairesinden dumanlar yükselmeye devam ederken, bu 22 filmin yaratacağı tartışmaların apartmanımızın her katına yayılacağından eminiz. Sinemanın bu en saf ve en cesur hali, bize dünyanın hala anlatılmaya değer hikayelerle dolu olduğunu hatırlatıyor.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Yorum bırakın

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3