
Bazı yıllar takvim “program” olmaktan çıkıp, şehirlerin ruh hâline dönüşür. 2026 da öyle bir yıl gibi görünüyor: Paris’te baharla birlikte ışıltılı bir Renoir romantizmi ve Rousseau’nun tuhaf, iddialı evreni; New York’ta “kanıksanmış isimlere” taze bakışlar; Tokyo’da kadın sanatçıların tarih yazdığı bir hat; Madrid’de resmin (evet, resmin) yıl boyu süren hâkimiyeti; Londra’da ise büyük müze ölçeğinde “big beasts” dönemi… İşte şehir şehir, aynı sırayla bir No:26 ajandası.
Paris’te yılın ritmi, ocak sonunu yakalayanlar için bir “son şans” ile başlıyor: Musée Jacquemart-André’deki Georges de la Tour sergisi 25 Ocak’a kadar açık. Mum ışığının ustası, Caravaggio’nun Avrupa’ya yayılan etkisiyle diyaloğa sokuluyor; bu damar, hemen ardından Bourse de Commerce’te açılacak Clair-obscur grup sergisinde (4 Mart–31 Ağustos) modern ve çağdaş pratiklerde chiaroscuro mirası üzerinden başka bir yankı buluyor.
Müzik ve renk ilişkisinin izini süren büyük ölçekli bir seçki de var: Musée de la Musique’de Kandinsky: The Music of Colour (1 Şubat’a kadar) Kandinsky’nin sinestezik pratiğine odaklanarak yaklaşık 200 işi bir araya getiriyor. Musée d’Art Moderne de la Ville de Paris ise iki güçlü dosyayla öne çıkıyor: George Condo (8 Şubat’a kadar) ve Otobong Nkanga (22 Şubat’a kadar).
Baharın asıl “büyük buluşması” ise Musée d’Orsay’da açılacak Renoir and Love (17 Mart–19 Temmuz). Sergi, Renoir’nın “şefkatli ve büyülenmiş” dünyasını merkeze alırken, Orsay koleksiyonunun Dance at Le moulin de la Galette’ini uluslararası başyapıtlarla yeniden yan yana getiriyor. Aynı dönemde “kağıt üzerindeki Renoir”ı araştıran Renoir Drawings seçkisinin bir versiyonu da (New York’taki Morgan Library’de 8 Şubat’a kadar) ressamın daha az görünen, daha radikal işlerine bakıyor.
Ve final notu: Henri Rousseau: The Ambition of Painting, Philadelphia’daki Barnes Foundation’dan Paris’te Musée de l’Orangerie’ye (25 Mart–20 Temmuz) geliyor; Rousseau’nun en geniş koleksiyonlarını bir araya getirmeyi hedefleyen büyük bir durak.
New York’un 2026 hattı, “bildiğimiz sanatçılarla yeniden tanışma” fikrini iyi taşıyor. Neue Galerie’de Egon Schiele: Portrait of Dr. Erwin von Graff (12 Şubat–4 Mayıs), Schiele ile Viyana merkezli bir jinekolog arasındaki ilişkinin, sanatçının insan bedenine dair hassas tasvirlerini nasıl şekillendirdiğini mercek altına alıyor; Dr. von Graff portresi serginin çekirdeği.
Aynı ay Frick Collection’da Gainsborough: The Fashion of Portraiture (12 Şubat–11 Mayıs) açılıyor: Thomas Gainsborough’nun portreleri bu kez “moda” perspektifiyle okunuyor; iki düzineden fazla resim üzerinden dönemin temsil, sınıf ve beğeni kodları yeniden tartışmaya açılıyor.
Jewish Museum ise Paul Klee: Other Possible Worlds (20 Mart–26 Temmuz) ile Klee’nin hayatının son on yılında, Nazi rejiminin “yoz” ilan ettiği bir sanatçı olarak sürgünde ürettiği daha az bilinen işlere odaklanıyor.
Morgan Library and Museum’da ise fotoğrafın “ham malzemesi” sahneye çıkıyor: Hujar: Contact (22 Mayıs–25 Ekim), Peter Hujar’ın 1950’lerden 1980’lere uzanan 110’dan fazla kontakt baskısını sergiliyor. Kamera arkası değil; görmenin, seçmenin, kadrajlamanın arkeolojisi gibi.
Tokyo’da 2026’nın en net cümlesi şu: Kadın sanatçılar tarihi yeniden yazıyor. National Museum of Modern Art’taki Anti-Action: Artist-Women’s Challenges and Responses in Postwar Japan (8 Şubat’a kadar), 1950’ler ve 60’ların “anti-action” pratiklerini 14 sanatçı üzerinden ele alıyor; Kazuko Enomoto, Mitsuko Tabe, Yayoi Kusama gibi isimlerle birlikte bir kuşak okuması kuruyor.
Tokyo Metropolitan Art Museum, yüzüncü yılı vesilesiyle British Museum’un Japonya koleksiyonundan seçkiyle Edo in Focus (25 Temmuz–18 Ekim) sergisini açıyor: Edo döneminin (1603–1868) kültürel çoğulluğu paravanlar, rulolar, ağaç baskılar üzerinden görünür kılınıyor; sergi Osaka’ya da yolculuk ediyor.
Uluslararası rezonans arayanlara: National Arts Center, Tokyo’da YBA & Beyond: British Art in the 90s from the Tate Collection (11 Şubat–11 Mayıs) Tate koleksiyonundan 90’lar Britanya sanatının post-Thatcher dönemi enerjisini Tokyo’ya taşıyor.
Ve yılın “uzun soluklu” notu: Mori Art Museum’da Mariko Mori retrospektifi (31 Ekim–28 Mart 2027) sanatçının bilim, metafizik ve Budist referanslı posthümanizmi kesiştirdiği 80 işe yayılıyor; 2002’den beri Japonya’daki ilk büyük Mori sergisi olarak konumlanıyor.
Madrid’in 2026 ajandası neredeyse bir manifesto: resim bu şehirde “ana eksen.” Halihazırda açık iki büyük dosya var: Museo del Prado’da Alman Neoklasik ressam Anton Raphael Mengs (1 Mart’a kadar) ve CaixaForum’da Centre Pompidou koleksiyonundan ödünçlerle kurulan Henri Matisse sergisi (22 Şubat’a kadar).
İlkbaharda 19. yüzyıl İskandinav resmi güçlü bir hat olarak öne çıkıyor: Museo Nacional Thyssen-Bornemisza’da Vilhelm Hammershøi’nin İspanya’daki ilk kapsamlı survey’i (17 Şubat–31 Mayıs) ve Fundación Mapfre’de İsveç’in “Gilded Age” portre ressamı Anders Zorn (19 Şubat–17 Mayıs).
Kadın sanatçılar Madrid’de de merkezde: Reina Sofía, önce Galiçyalı sürrealist Maruja Mallo (16 Mart’a kadar), ardından Katalan tekstil sanatçısı Aurèlia Muñoz (29 Nisan–7 Eylül) sergileriyle 20. yüzyılın daha az bilinen öncülerini öne çıkarıyor. Yaz aylarında Thyssen’de Ewa Juszkiewicz’in tarih resmine “sabotaj” gibi bakan işleri (26 Mayıs–6 Eylül) ve Carmen Laffón’un yumuşak tonlu manzaraları (23 Haziran–27 Eylül) geliyor.
Şehrin politik hafıza hattında ise La Casa Encendida’da Inquietude: Liberty and Democracy (8 Mart’a kadar) İspanya ve Portekiz diktatörlüklerinin sonuna, 50’den fazla sanatçıyla (Joan Miró, Paula Rego, Maria Helena Vieira da Silva dâhil) bakıyor; 50 yıl önce ölen Franco’nun gölgesini bugüne taşıyan bir çerçeve.
Londra’da 2026, kurumların geniş alanlarını “tanıdık ve büyük” isimlere açtığı bir yıl. Tate Modern’de Tracey Emin için 40 yıllık retrospektif (27 Şubat–31 Ağustos) yılın en görünür başlıklarından: My Bed sergide yer alacak; “ikon” üretiminin kendisi tekrar tartışmaya açılıyor.
National Portrait Gallery’de Lucian Freud çizimleri (12 Şubat–3 Mayıs) Freud’un insan bedenine giden yolda hazırlık sürecine, desenin düşünme biçimi oluşuna odaklanıyor. Serpentine’de David Hockney (12 Mart–23 Ağustos) yakın dönem işlerle ve devasa iPad frizi A Year in Normandy ile geliyor. Courtauld Gallery ise Barbara Hepworth’ü (12 Haziran–6 Eylül) “gözden kaçmış” renkli işleri üzerinden yeniden okuyor.
Tate Britain daha tarihsel bir rota izliyor: James McNeill Whistler (21 Mayıs–27 Eylül) ve yıl sonunda Bloomsbury’nin çift kanadı Vanessa Bell & Duncan Grant (12 Kasım–11 Nisan 2027) ile.
Ve “zenginlik profüzyonu” kısmı: Barbican’da Project a Black Planet (11 Haziran–6 Eylül) Pan-Afrikanizm etkisini bir asırlık geriye bakışla ele alırken; Tate Modern’de Frida Kahlo (25 Haziran–3 Ocak 2027) geniş bir seçkiyle beliriyor. NPG’de Marilyn Monroe (4 Haziran–6 Eylül) doğumunun 100. yılı için Warhol, Pauline Boty, Eve Arnold gibi isimlerle bir görsel hafıza sergisi kuruyor. Tate Britain’de Edward Enninful küratörlüğünde The 90s (1 Ekim–14 Şubat 2027) pop kültür ve stil tarihini kurum ölçeğinde sahneye taşıyor.






