Yeni yılın ilk haftalarında sanat dünyasının pusulasını belirleyen “2026’da İzlenmesi Gereken 10 Sanatçı” listesini masaya yatırıyoruz. Bu liste sadece estetik bir seçki değil; aynı zamanda göç, güç dengeleri, teknolojik anksiyete ve ekolojik hafıza gibi çağımızın en yakıcı meselelerine dair birer manifestonun izdüşümü.
Bu isimler, Venedik Bienali’nden Camden Art Centre’a kadar yılın en önemli sergilerinde karşımıza çıkacak. İşte 2026’nın sanatsal panoramasını belirleyecek o 10 isim:
1. BULLYACHE
Performans sanatının kaotik ve bir o kadar da entelektüel ikilisi BULLYACHE, 2026’ya damga vurmaya hazırlanıyor. 2025 Venedik Dans Bienali’ndeki prömiyerinin ardından, Mayıs 2026’da Londra’daki Sadler’s Wells‘te sahnelenecek olan “A Good Man is Hard to Find” adlı işleriyle karşımızdalar. 1882’de Oscar Wilde’ın eleştirdiği meşhur “Bohemian Club”ın güç ve ayrıcalık dolu dünyasına bir yanıt niteliği taşıyan bu performans; Dmitri Shostakovich’in ağırbaşlı senfonilerini sert techno ritimleriyle çarpıştırıyor. Lekeli iş takımları içindeki dansçılar, elitlerin gizli törenlerini ve toplumsal hiyerarşiyi “pleasing chaos” içinde sorguluyor.
2. Nat Faulkner
Geleneksel fotoğrafçılığın sınırlarını bir teknisyen titizliğiyle zorlayan Faulkner, görüntü üretimini kimyasal bir sürece dönüştürüyor. Ocak 2026’da Camden Art Centre’da açılacak olan “Strong Water” sergisi, onun şimdiye kadarki en iddialı projesi. Faulkner sadece fotoğraf çekmiyor; stüdyo duvarlarından aldığı metalik kabartmaları (frottage) atık gümüşlerle elektrolize ederek görüntü dondurmanın yeni yollarını arıyor. Onun işlerinde tanıdık nesneler, soyutlamanın sınırına kadar zoomlanarak izleyiciye yabancılaştırılıyor.
3. Stephanie Comilang
Comilang, güzelliği politik bir araç olarak kullanma konusunda usta bir isim. Videolarını yüzlerce sahte inciden yapılmış ekranlara yansıtarak galeri mekanını ışıkla dolduran sanatçı, göç ve devlet gücü gibi sert temaları ele alıyor. 2025 Sharjah Bienali’ndeki başarısının ardından 2026’da Manila ve Singapur’da önemli sergilere katılacak. Karmaşık ticaret geçmişlerini ve küresel gerçeklikleri sıkıcı bir belgesel dili yerine, janrlar arası özgür bir yaklaşımla, eğlendirici ama derinlikli bir sinema diliyle sunması onu farklı kılıyor.
4. Tiffany Sia
Kinmen adalarının (Tayvan-Çin sınırı) askeri sığınakları ve terk edilmiş plajları üzerinden medya teorisini ve kişisel anlatıyı birleştiren Sia, Kasım 2026’da Kunsthalle Wien’de solo bir sergi açacak. “Overt Listening” başlığını taşıyan bu proje, Soğuk Savaş sonrası manzaraları askeri tatbikat kayıtları ve radyo yayınlarıyla harmanlıyor. Sinemanın politik gücünü Hong Kong ve Tayvan düzleminde inceleyen Sia, izleyiciyi “dinleme” eylemi üzerinden bir tarihsel yüzleşmeye çağırıyor.
5. Rosana Paulino
Brezilya’daki Siyah kadınların maruz kaldığı ırkçılığı ve toplumsal travmaları doğa metaforuyla birleştiren Paulino, çağımızın en güçlü seslerinden biri. Onun tuvallerinde kadın vücudu topraktan kök salıyor ya da memelerinden çiçekler fışkırıyor; doğa burada pasif bir dekor değil, bizzat bedenin bir parçası ve direnişin simgesi. Jane Lombard Sanat ve Sosyal Adalet Ödülü’nün sahibi olan Paulino, bu yıl Venedik Bienali’nde Brezilya’yı Adriana Varejão ile birlikte temsil ederek küresel sahnede yerini sağlamlaştıracak.
6. Birke Gorm
Danimarka kökenli sanatçı, gleaning eylemini kentsel bir sanata dönüştürüyor. Şehir sokaklarından topladığı atık malzemeleri, mukavva ambalajları ve endüstriyel artıkları kullanarak devasa yerleştirmeler kuruyor. Kopenhag’daki son sergisinde karton kutulardan bir çocuk şehri inşa eden Gorm, başkalarının çöp olarak gördüğü şeylerdeki değeri bulup çıkarıyor. Sanatçı, bu yıl Gwangju Bienali’nde Avusturya’yı temsil edecek.
7. Okiki Akinfe
Akinfe’nin işlerinde tekinsiz bir tanıdıklık hissi hakimdir. Picasso’nun Guernica’sındaki atı andıran figürlerden Looney Tunes karakteri Wile E. Coyote’ye kadar popüler kültür ve sanat tarihi referanslarını, provisional ve dışavurumcu bir çizgiyle sunar. Onun mind-bending formalizmi, izleyiciyi “Ben bu figürü bir yerden tanıyor muyum?” sorusuyla baş başa bırakıyor. Bu yıl Londra’daki Peer Gallery’de açacağı sergi, onun bu oyunbaz stilini daha geniş kitlelere tanıtacak.
8. Ahmed Alaqra
Filistinli küratör ve sanatçı Alaqra, sanatı bir direniş ve hafıza inşası olarak kullanıyor. Gazze’deki savaşın ardından Filistinli sanatçıları dünyaya tanıtan önemli küratoryal işlere imza atan Alaqra, aynı zamanda Filistin’deki ilk topluluk karanlık odası El Gorfeh‘in kurucu ortağıdır. “How to Fabricate a Memory” serisinde, arşivsel fotoğrafları ve güncel kareleri parçalayarak ülkesinin nasıl ihlal edildiğini ve parçalandığını belgeler. 2026’da hem sanatçı hem de küratör olarak önemli Avrupa kurumlarında programlar gerçekleştirecek.
9. Som Supaparinya
Taylandlı sanatçı, Soğuk Savaş döneminde Güneydoğu Asya’nın değişen jeopolitiğini belgesel bir disiplinle ele alıyor. Tarihsel fotoğrafları ve mekan yerleştirmelerini kullanarak Tayland ve Laos arasındaki gerilimli ilişkiyi inceleyen Supaparinya, ziyaretçileri 60 yıllık bir siyasi dönüşüm üzerine düşünmeye davet ediyor. 2026’da Kunsthal Charlottenborg gibi Avrupa’nın önemli sanat merkezlerinde açacağı sergiler, onun politik angajmanını yeni izleyicilerle buluşturacak.
10. Li Yi-Fan
İnternet çağının enformasyon fırtınasını ve beraberinde getirdiği anksiyeteyi görselleştiren Yi-Fan, video ve heykel yerleştirmeleriyle tanınıyor. İnternetin overload halini yansıtan renkli, kaotik ve hızlı konuşan karakterlerle dolu videoları, çağımızın ağırlıksızlık hissini yansıtıyor. Bu yıl Venedik Bienali’nde Tayvan’ı temsil edecek olan sanatçı, insan uzuvlarından oluşan devasa heykeller ve sarsıcı video işleriyle karşımızda olacak.