
Galerie Max Hetzler, çağdaş sanatın en devrimci renk ustalarından birini ağırlıyor. Alman sanatçı Katharina Grosse’un Londra’daki ilk kişisel sunumu olan “Point Rock”, sanatçının devasa boyutlu yerleştirmelerinden alışık olduğumuz o patlayıcı enerjiyi bu kez kâğıt üzerine taşıyor.
15 Ocak’ta açılan sergi, Grosse’un 2024 sonlarında Teksas’ın ikonik sanat kasabası Marfa’da geçirdiği sürede filizlenen yeni bir suluboya ve akrilik serisini sanatseverlerle buluşturuyor.
Katharina Grosse için resim, sadece bir yüzey değil; hayal gücü ile fiziksel dünya arasındaki bir eşiktir. Sanatçı, Marfa’nın uçsuz buçsuz çöl ufuklarında güneşin doğuşu ve batışıyla ortaya çıkan o mucizevi ana odaklanıyor. Grosse, Newton spektrumundaki tüm renklerin —yeşilden pembeye— bir anlığına görünür olduğu bu efemer (geçici) anı yakalayarak kâğıda mühürlüyor.
Sergideki eserler, parlak beyaz zeminler üzerinde birbirine dolanmış renk kümelerinden oluşuyor. Grosse’un 2025 Art Basel’deki anıtsal “CHOIR” yerleştirmesi gibi büyük ölçekli işlerinin aksine, bu kâğıt işler çok daha kendiliğinden, akışkan ve anlık bir his veriyor. Sarıdan turuncuya, pembeden maviye ve derin yeşillere uzanan fırça darbeleri, adeta zamanın geçişini görselleştiriyor.
Grosse, çöl ışığının her şeyi maddesellikten çıkaran etkisinden büyülendiğini belirtiyor. Sanatçıya göre bu resimler, hem bir anın hızını iletiyor hem de birbiri içine geçmiş çok sayıda anı tek bir imajda topluyor. Kâğıt üzerindeki ilmekler, düğümler ve boya akışları, bir başlangıcın ve sonun nerede olduğunu belirsizleştirerek izleyiciyi zamansal bir labirente sokuyor.
Bu suluboyalarda ortaya çıkan mor ve kahverenginin gölgeli tonları, üst üste binen katmanların etkileşimiyle oluşuyor. Bu süreç, hem işaretleme sırasını ifşa ediyor hem de tıpkı sürekli değişen çöl gökyüzü gibi onları birbirine karıştırarak gizliyor.
Katharina Grosse (d. 1961), Berlin ve Yeni Zelanda arasında sürdürdüğü yaşamında, Centre Pompidou’dan MoMA PS1’e kadar dünyanın en önemli sanat kurumlarında iz bıraktı. Eserleri İstanbul Modern dahil pek çok prestijli koleksiyonda yer alan sanatçının bu sergisi, onun düşünce dünyasının ne kadar geniş bir ölçekte hareket edebildiğini bir kez daha kanıtlıyor.
Londra’nın gri kış günlerinde Teksas çölünün o her saniye değişen ışığını ve zamanın nasıl “renkleşebileceğini” görmek isterseniz, 28 Şubat 2026 tarihine kadar Dover Street’teki bu sergiyi mutlaka ziyaret edilmelisiniz.






