
Paul Etheredge’in yönettiği The Other (2025), ilk bakışta türün meraklılarının çok iyi bildiği “uğursuz çocuk” (creepy kid) damarına sırtını yaslamış, klasik bir doğaüstü korku filmi gibi başlıyor. Ancak film, kısa sürede odağını çok daha rahatsız edici ve insani bir soruya çevirmeyi başarıyor: Bir yetişkin, bir çocuğa en “iyi niyetli” duygularıyla yaklaşırken bile o kutsal bağı kurmayı beceremezse ne olur? Korkunun kaynağı burada sadece karanlık bir varlık değil; bağ kurma başarısızlığının yarattığı o saf panik duygusu.
Hikayenin merkezinde, yıllar süren zorlu ve yıpratıcı bir infertilite sürecinin ardından nihayet bir aile kurmaya karar veren Robin ve Daniel çifti var. Çiftimiz, hiç konuşmayan, gizemli bir yetim olan Kathelia’yı evlat edinerek hayatlarında tertemiz bir sayfa açmak isterler.
Başlangıçta her şey bir “yuva kurma” hayalidir; ancak evin içinde beliren açıklanamayan tuhaflıklar ve Kathelia’nın davranışlarındaki giderek sertleşen değişimler, bu hayali hızla paramparça eder. Evin güvenli duvarları birer hapishaneye dönüşürken, çiftin rüya gibi başlayan ebeveynlik süreci, hayatta kalma sınavı verecekleri bir dehşet tüneline evrilir.
The Other’ın en dikkat çekici tarafı, kendini yalnızca ağır, kasvetli ve “yüksek sanat” bir korku filmi olarak konumlandırmaması. Yapımcı Jeffrey Reddick’in film için kullandığı tarif aslında seyirciyi neyin beklediğini çok iyi özetliyor: “Spooky, quirky, fun… ve gonzo bir final.”
Bu şu anlama geliyor: Film, bir noktaya kadar “ciddi” bir gerilim hattında ilerlese de, bir yerden sonra bu ciddiyetten vazgeçip dizginleri serbest bırakıyor. Final bölümlerinde beden-korkusu (body horror) enerjisini doruğa çıkararak, seyirciyi kelimenin tam anlamıyla “garip” bir sona hazırlıyor.
Filmi benzer temalı “korkunç evlatlık” filmlerinden (örneğin Orphan) ayıran temel fark, özellikle finalde pratik efekt tarafına olan iştahlı yaklaşımı. Günümüzde CGI ile çözülmeye çalışılan sahnelerin aksine, The Other finalinde “gnarly ve gross” (çarpıcı ve mide bulandırıcı) bir yaratık/efekt tasarımıyla iddiasını büyütüyor. Bu, bağımsız korku filmlerinde sık gördüğümüz bir denge: İlk bölümlerde klasik gerilimle seyirciyi koltuğuna bağla, son 15 dakikada ise “azıcık delirelim” diyerek akılda kalıcı bir imza bırak.
Filmi incelerken güçlü bir eleştiriye de kapı açmak gerekiyor: Koruyucu aile veya evlat edinme üzerinden kurulan korku anlatıları, maalesef çok hızlı bir şekilde “travmalı çocuk = tehdit” denklemine kayabiliyor. The Other da bu tehlikeli eşiğe oldukça yaklaşıyor.
Film, bir aile kurma hikayesini korkuya çevirirken, çocuğun yaşadığı travmayı bazen sadece bir hikaye motoru (dramatik kısa yol) olarak kullanıyormuş hissi yaratabilir. Bu nedenle, izlemeden önce şu içerik uyarısını dikkate almakta fayda var: Eğer evlat edinme süreci veya çocuk travması konularında kişisel bir hassasiyetiniz varsa, film sizi beklediğinizden daha fazla sarsabilir.
Eğer aşağıdaki maddeler size hitap ediyorsa, bu film listenizde yer almalı:
Pratik efekt ve beden-korkusu seviyorsanız (özellikle finalde “neler oluyor ya?” dedirten türden).
“Kusurlu ama enerjisi yüksek” bağımsız korku filmlerine toleransınız varsa.
Orphan tarzı, “evin içine giren bilinmeyen tehdit” gerilimini seviyorsanız.
Ancak; daha incelikli bir travma temsili ya da matematiksel olarak kusursuz bir senaryo bekliyorsanız, film size biraz fazla “istismar sinemasına” (exploitation) yakın gelebilir.
Nereden İzlenir? Ülkelere göre değişiklik gösterse de, The Other şu sıralar Prime Video üzerinden erişilebilir durumda.






