
Neue Nationalgalerie’de 12 Ekim 2025’te sona eren “Lygia Clark: Retrospektif” sergisini retrospektif bir bakış açısıyla inceliyoruz. Brezilyalı sanatçı Lygia Clark’ın (1920–1988) Almanya’daki bu ilk kapsamlı sergisi, Mies van der Rohe’nin cam ve çelikten müteşekkil üst salonunda yaklaşık 120 eserle Clark’ın elli yıla yayılan sanat pratiğini disiplinlerarası bir derinlikle sundu.
Clark’ın 1940’ların sonundaki geometrik-soyut resimleriyle başlayan sergi, sanatçının 1954 sonrası tuvali “yarma” (rupturing the canvas) eylemine odaklanarak sanat tarihsel bir kırılma noktasını belgeler. Bu dönemde ortaya çıkan kabartma benzeri ahşap paneller, sanat nesnesinin piktoral sınırlarını aşarak mekânla kurduğu ilk fiziksel diyaloğu temsil eder. 1959’da Rio de Janeiro’da temelleri atılan Neoconcretismo akımının öncüsü olan Clark, bu noktada sanatı rasyonel bir nesne olmaktan çıkarıp “organik bir fenomen” olarak tanımlamaya başlar.
Serginin küratöryel merkezinde Clark’ın izleyici ve sanatçı arasındaki hiyerarşiyi yıkan katılımcı yaklaşımı yer alıyordu. Özellikle sanatçının “Bichos” serisi, bu fenomenolojik yaklaşımın en somut örneğidir. Menteşeli metal plakalardan oluşan bu heykeller, izleyicinin müdahalesiyle sürekli değişen, durağanlığı reddeden canlı formlar olarak sergilendi. Berlin’deki bu retrospektifte, izleyicilerin sergi için özel üretilen replikalarla etkileşime girmesine izin verilmesi, Clark’ın “sanatı yaşamsal bir deneyim olarak görme” arzusunun güncel bir tezahürüydü.
1960’ların sonunda Clark’ın pratiği, salt görsel algıyı aşarak bütünsel bir duyusal deneyime evrilir. Sergide geniş yer tutan “Objetos Sensoriais”; maskeler, gözlükler ve özel kostümler aracılığıyla alımlayıcının bedenini bir algı laboratuvarına dönüştürür. Bu evre, Clark’ın “Corpo Coletivo” kavramına, yani bireysel deneyimin topluluk inşa eden performatif bir eyleme dönüşmesine kapı açar. Sanatçının kariyerinin son döneminde geliştirdiği ve sanat nesnelerini iyileştirici birer araç olarak kullandığı “beden odaklı terapi metodu”, serginin sonuç bölümünde sanatın şifacı gücüne dair radikal bir önerme olarak sunulmuştur.
Irina Hiebert Grun ve Maike Steinkamp tarafından kürate edilen sergi, küresel bir ağın ürünü olarak Pinacoteca do Estado de São Paulo, Rio de Janeiro Modern Sanat Müzesi (MAM) ve New York MoMA gibi prestijli kurumlardan gelen ödünç eserleri bir araya getirdi. Sergiye eşlik eden ilk Almanca Lygia Clark yayını, sanatçının Avrupa sanat tarihindeki yerini sağlamlaştıran kuramsal bir belge niteliği kazandı. Ayrıca, çocuklara yönelik hazırlanan ve bir “sinek” karakteriyle kurgulanan sesli rehber, Clark’ın karmaşık felsefesini her yaş grubu için erişilebilir kılan başarılı bir pedagojik hamleydi.
Lygia Clark’ın bu retrospektifi, sanatın sadece bakılan bir nesne değil, bizzat yaşanan bir süreç olduğunu kanıtlayarak Berlin’in sanatsal hafızasında silinmez bir iz bıraktı.






