
stanbul’da haftanın yorgunluğu üzerimizdeyken, rotamızı Ataşehir’in modern sanat durağı DasDas Sahne’ye çeviriyoruz. Saatler 20:30’u gösterdiğinde, sahnede sadece bir oyuncu değil, bir şehrin, bir ülkenin ve en önemlisi kendi çocukluğumuzun sesleri yankılanacak. Salih Bademci, Kerem Kurdoğlu’nun kaleme aldığı ve Mehmet Birkiye’nin yönettiği “Sesler” anlatısıyla bizi kulaklarımızdan tutup kalbimize indirecek bir yolculuğa çıkarıyor.
Sahnede genç bir adam, önündeki teknik cihazlar, fotoğraflar ve kayıtlarla bize bir sunum yapıyor gibi başlıyor. Konusu ise oldukça büyüleyici: Sesler. Kendi kişisel tarihinden yola çıkarak anlattığı bu hikâye, biz dinledikçe hepimizin ortak hafızasına dönüşüyor.
Hafızanın Sesi: Çocukluğumuzun o unutulmuş sokak satıcıları, eski bir radyonun cızırtısı ya da yüzyıllar öncesinin hayalet sesleri… Hepsi sahnede çarpışıyor ve başkalaşıyor.
Şehirle Yeniden Tanışmak: Salih Bademci, yaşadığı şehrin seslerinin peşine düşerken bizi de peşinden sürüklüyor. İşittiklerimiz sayesinde unuttuklarımızla yüzleşiyor, kanıksadığımız o gürültünün içindeki melodiyi fark ediyoruz.
Teknik ve Duygu El Ele: Cem Yılmazer’in ışık tasarımı ve Oğuzhan Akalın’ın ses tasarımı, sahneyi sadece görsel değil, derinlemesine işitsel bir deneyim alanına dönüştürüyor.
“İşittiklerimiz sayesinde unuttuklarımızla yüzleşiyoruz, kanıksadıklarımızı fark ediyoruz, yanından geçip gittiklerimizi dinliyoruz…”
Salih Bademci’nin tek kişilik devleşen performansı, tiyatronun sadece izlenen değil, aynı zamanda “işitilen” bir sanat olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.






