
Düsseldorf’un gri gökyüzü altında, kentsel dönüşümün ve sosyal adaletin kesişim kümesine, Sies + Höke galerisine giriyoruz. Karşımızda, Berlinli sanatçı Paul Hutchinson’ın, kentin herkes için olduğu vaadi ile seçilmişler için olduğu gerçeği arasındaki o tekinsiz boşluğu kurcaladığı “Selected Citizens” (Seçilmiş Vatandaşlar) sergisi var.
17 Nisan 2026 tarihine kadar devam edecek olan bu sergi, Berlin’deki bir fabrika bacasının üzerinde yükselen o meşhur grafitiden ilham alıyor: “Stadt für Alle” (Herkes İçin Şehir). Hutchinson bu ifadeyi her gün stüdyosunun penceresinden görüyor; ancak sergi, bu evrensel vaadin pratikte ne kadar seçici işlediğini masaya yatırıyor.
Serginin felsefi zemininde Fransız sosyolog Henri Lefebvre’in 1968 tarihli meşhur The Right to the City kavramı yatıyor. Lefebvre, kentsel mekanın sadece pazar mantığıyla yönetilen bir meta olmaması gerektiğini, onu içinde yaşayanların şekillendirmesi gerektiğini savunurdu. Hutchinson ise bugün kentsel yaşamın nasıl estetik bir “ürün” haline getirildiğini ve sosyal etkileşimin nasıl köksüzleştiğini izliyor.
Hutchinson’ın sanatı doğrudan politik bir bildiri değil; daha çok bir yara izi gibi. Basıncı, sürtünmeyi, iyileşmeyi ve artık eskisi gibi olamama halini sessizce anlatıyor.
Serginin kalbinde sanatçının yeni döngüsü olan citizens yer alıyor. Bu çalışmada Hutchinson, “heykelimsi deneyler” olarak adlandırdığı formları henüz ıslak birer kil aşamasındayken fotoğraflıyor.
Geçicilik vs. Kalıcılık: Heykel sanatı tarihsel olarak “otorite ve kalıcılık” ile özdeşleşse de Hutchinson onu geçici ve kırılgan bir forma indirgiyor.
Çifte Hamle: Sanatçı ilk kez fotoğrafların yanında heykellerin kendisini de sergiliyor. Bu durum, sahnelenen imge ile maddi beden arasında garip bir gerilim yaratıyor. Gördüğümüz şey, her zaman biraz kurgulanmış, biraz dünya inşası tadında bir fantezi.
Sergi boyunca hissedilen “sinirsel akıntı”, 20. yüzyıl başlarındaki Großstadtlyrik akımını andırıyor. Aşırı uyarılma, parçalanmışlık ve modern yaşamın bitmek bilmeyen izlenim akışı içinde yön bulma çabası…
Hutchinson, bu “akış hali”ni mekânsal bir deneyime dönüştürmek için galerinin ortasına devasa bir ahşap strüktür yerleştirmiş. Ziyaretçiler bu yapının içine girip etrafında dolaşırken, kentin o kaotik ama kompoze ritmini fiziksel olarak hissediyorlar. Bazı eserlerin üzerinde asılı duran kısa metinler —mesela “aslında bazı vatandaşlar diğerlerinden daha değerlidir”— sergiyi açıklamak yerine, onun altındaki zemini sarsıyor.
“Selected Citizens”, bize çözüm önerileri sunmuyor; aksine, aidiyet ve dışlanma mitolojileriyle dolu, mahrem ama bir o kadar da yabancılaşmış bir kentsel tahayyül sunuyor.






