
Londra’nın tarihi Smithfield bölgesinde, BEERS London galerisi çok katmanlı bir görsel şölene ev sahipliği yapıyor. Sabrina Bockler’ın galerideki ikinci kişisel sergisi olan “Impending Rapture” (Yaklaşan Vecd/Kopuş), 16 Ocak’ta kapılarını açtı ve Şubat sonuna kadar ziyaretçilerini büyülemeye devam edecek.
Sergi; bolluk ve kıtlık, ışık ve karanlık, kayıp ve yenilenme gibi zıtlıklar arasındaki döngüsel değişimi merkezine alıyor. “Impending Rapture” ismi, bir formun ikiye bölündüğü, büyümenin ancak bir kırılma veya teslimiyetle mümkün olduğu o kritik “bölünme ve devam etme” anına işaret ediyor.
Bockler, bu serisinde yer alan on tabloyu Hollanda natürmort geleneği ve Rönesans’ın alegorik resimleriyle temellendiriyor. Serginin anlatısal çapası ise Persephone Miti. Sanatçı için bu mit, sadece mevsimlerin ritmini değil, insanların geçtiği duygusal döngüleri temsil eden bir metafor.
Bockler, bu kadim hikâyeyi çağdaş bir perspektifle “bozarak” yeniden kuruyor. Sanatçının kendi ifadesiyle:
“Persephone hikâyesi itaat, kaçırılma ve meydan okumayı tek bir şiirsel ama huzursuz edici yayda topluyor. Bu hikâyeyi resmetmek, Persephone’ye bir irade verirken, hikâyenin kendisini sorgulamak ve parçalarına ayırmak üzerine kurulu bir yeniden anlatıma dönüştü.”
Bockler’ın çalışmalarına aşina olanlar için sergideki görsel dil tanıdık ama bir o kadar da taze:
Narlar: Bolluk ve yeraltı dünyasının sembolü olarak merkezi bir rolde.
Yılanlar ve Çiçekler: Sürekli değişen, kıvrılan formlar; çürüme ve güzellik arasındaki ince çizgiyi vurguluyor.
Atlar: Bu seride “psikopomp” (ruhların yaşayanlar dünyasından ölüler dünyasına geçişine rehberlik eden figürler) olarak karşımıza çıkıyorlar. Hem tekinsiz bir arazinin bekçileri hem de mizah dolu bir kontrolün temsilcileri.
Sanatçı, geleneksel natürmort estetiğiyle alay ederken aynı zamanda ona saygı duruşunda bulunuyor. John Currin’in sardonik (alaycı) tarzını anımsatan bu yaklaşım, izleyiciyi hem korkutucu hem de muhteşem olanla yüzleştiriyor. Bockler’ın lexicon’unda güzellik ve kopuş birbirinden ayrılamaz bir bütün oluşturuyor; eserleri hem dekadan hem de ilahi bir atmosfer yaratıyor.
Londra’nın kış atmosferinde, mitolojinin karanlık dehlizlerinden süzülüp gelen bu renkli ve tekinsiz “vecd” anına tanıklık etmek için Şubat sonuna kadar vaktiniz var.






