Barbican Centre’ın brütalist beton koridorlarından Apartman No:26’nın Londra katına sızan ışık, bu kez iki dev ismin gölgesini beraberinde getiriyor. Londra’nın o kendine has, gri ama mağrur silüeti, 20. yüzyılın varoluşçu heykeltıraşı Alberto Giacometti ile çağdaş sanatın sınır tanımaz ismi Lynda Benglis'in ilk kez yan yana geldiği bu tarihi sergiye ev sahipliği yapıyor. Bu sadece bir müze sergisi değil; zamanın ve mekanın ötesinde, formun nasıl büküldüğünü, uzadığını ve nihayetinde nasıl "canlı" bir dokuya dönüştüğünü gösteren bir düello. Giacometti’nin zayıflıktan kaybolmak üzere olan o meşhur figürleri, Benglis’in patlamaya hazır, organik ve viseral formlarıyla karşı karşıya geldiğinde, bu katın havası her zamankinden daha elektrikli, daha sorgulayıcı. "Neden gitmeliyim?" diye soranlar için cevap basit: İnsan formunun hem en kırılgan hem de en gürbüz halini aynı anda solumak için.






