Pension ABC ve Eşiklerde Yaşayan Ruhlar

TowerBerlinSokak34 dakika önce3 Tıklanmalar

Komşu, haberi sana okumamı ister misin?

Apartman No:26’nın Berlin katında, Grolmanstraße 32’nin tozlu ama asil koridorlarına süzülüyoruz. Batı Berlin’in o kendine has, biraz mağrur biraz da yaralı ruhunu taşıyan Contemporary Fine Arts (CFA), bizi 1950’lerin sonuna, bir misafirhanenin girişine davet ediyor. Kapıyı çaldığınızda sizi Golditza ve Otto Menge çifti karşılıyor; sade bir yatak, küçük bir masa ve köşesinde lavabosu olan o mütevazı odalardan birine yerleşiyorsunuz. Pension ABC, sadece bir sergi değil; savaş sonrası Berlin’inin ayakta kalma mücadelesini, geçiciliğin estetiğini ve ev dediğimiz o kutsal sığınağın aslında ne kadar kırılgan bir kurgu olduğunu anlatan kolektif bir hafıza deneyi. 28 Şubat 2026’ya kadar sürecek olan bu seçki, Berlin’in yeraltı enerjisini bir misafirhanenin sessiz odalarında hapsediyor. Eğer siz de hayatı bir duraktan diğerine giden bir yolculuk, kaldığınız odaları ise sadece birer eşik olarak görenlerdenseniz, bu katın hikâyesi tam size göre.

Grolmanstraße 32: Bir Misafirhaneden Fazlası

1957 sonbaharında açılan ve Menges ailesi tarafından yönetilen Pension ABC, o dönem birçok Batı Berlinli gibi savaş sonrası yoksullaşmış bir ailenin ayakta kalma stratejisiydi. Gazeteci Wolfgang Menge, babasının iflasından sonra bu apartman dairesini satın alarak onu küçük odalara böldü ve bir pansiyona dönüştürdü. Adını, rehberlerde en başta çıksın diye “ABC” koyacak kadar pragmatik bir zekânın ürünüydü bu mekân. Kurfürstendamm’ın hemen yanındaki bu pansiyon; satış temsilcilerinden öğrencilere, sanatçılardan hemşirelere kadar şehrin geçici sakinlerini ağırladı. Bugün CFA’nın sunduğu bu sergi, o dönemden kalan somut verileri değil, Nan Goldin’in 1994’te yakınlardaki bir pansiyonda çektiği o meşhur fotoğrafın hissettirdiği gibi; bellek ve hayal gücünün bir kolajını sunuyor.

Eşiklerde Var Olmak: Geçici Odalar ve Kalıcı Anılar

Geçici konaklama alanları, yani otel odaları ve pansiyonlar, sanatçılar için her zaman “eşik” (liminal) alanlar olmuştur. Bir yerden gelip bir yere gidenlerin, hiçbir zaman tam olarak sahip olamadıkları ama içinde kendilerini aradıkları mekânlar… Christian Jankowski, Der kleine Entscheidungsraum projesinde izleyiciye dilediği gibi döşeyebileceği boş bir oda sunarak, mekânı kişiselleştirme çabasının aslında onun geçiciliğini nasıl daha da vurguladığını gösteriyor. Bir oda, içine her yeni girenle beraber yeniden dönüşen, ama hiçbir zaman ev olamayan bir zardır.

Bu geçicilik, iç ve dış dünya arasındaki o ince membranda, yani Anna Virnich’in yarı şeffaf yüzeylerinde vücut buluyor. Virnich, anneannelerimizin televizyon üzerine koyduğu o işlevsiz ama dekoratif örtüleri anımsatan yapılarıyla, mekânın psikolojisine nostaljik bir müdahalede bulunuyor. Angelika Loderer ise kapı kolları gibi küçük müdahalelerle, mimarinin temelinde aslında insan vücudunun ve onun ihtiyaçlarının yattığını bize hatırlatıyor.

Ev Mitolojisi ve Kazan Dairesinden Yükselen Sıcaklık

Peki, bir pansiyon odası ne zaman ev gibi hissettirir? Belki bir şömine yakıldığında ya da modern zamanlarda, YouTube’dan bir şömine videosu döngüye alındığında… Christian Jankowski’nin Welcome Home adlı video çalışması, New York’tan Berlin’e dönüşünden sonra bu ev sıcaklığı kurgusunun yapaylığını ustalıkla ele alıyor. Emily Mae Smith ise tuvallerinde tarihsel ev düzeni idealini, bugünün sergi alanıyla çarpıştırarak geçmiş ve şimdiyi iç içe geçiriyor. Karşı kutupta ise Sarah Lucas’ın beton bloklardan ve MDF’den yaptığı bankı duruyor; üzerine oturmak istemeyeceğiniz, ayakkabılarınızı çıkarmaya yeltenmeyeceğiniz bu “mobilya”, Minimalist bir heykel gibi konforu reddediyor.

Mekânın Psikolojisi ve Benliğin Mimarisi

Bir ev, sadece parçalarının toplamı değildir. Christa Dichgans’ın kendi evinin mahrem köşelerini resmetmesi veya Gert & Uwe Tobias’ın kolajlarında yatağı kompozisyonun temeli yapması, mekânın kullanım yoluyla nasıl bir anlama kavuştuğunu gösteriyor. Yatak; dinlenmenin, aşkın, hastalığın ve ölümün en kırılgan sahasıdır. Dana Schutz’un REM eserinde ise bir ayna yerine, doğrudan birinin zihninin içine, rüyalarına sızıyoruz. Zuzanna Bartoszek’in The Hospital Room çalışması ise mum ışığıyla aydınlanan, dar yataklarla çevrili o klostrofobik hastane odasıyla, mekân psikolojisinin aslında benliğin mimarisiyle nasıl eşanlamlı olduğunu kanıtlıyor.

Sergi Bilgileri:

  • Sergi Adı: Pension ABC

  • Mekân: Contemporary Fine Arts (CFA), Berlin

  • Tarih: 28 Şubat 2026 tarihine kadar

  • Öne Çıkanlar: Nan Goldin, Christian Jankowski, Sarah Lucas ve Anna Virnich’in mekân/hafıza odaklı işleri.

Apartman No:26’nın Berlin katındaki bu pansiyon odalarından ayrılırken, yanınıza sadece bir Brötchen değil, geçiciliğin o hüzünlü güzelliğini de alacaksınız. Unutmayın, hepimiz bu şehirde birer geçici misafiriz.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Yorum bırakın

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3