Pace Gallery “Monument to the Unimportant” Sergisi

TowerSokakLondra3 hafta önce63 Tıklanmalar

London’ın prestijli sanat duraklarından Pace Gallery, 14 Şubat 2026 tarihine kadar devam edecek olan Monument to the Unimportant başlıklı grup sergisiyle, gündelik hayatın içinde kaybolan “önemsiz” nesneleri sarsıcı birer anıta dönüştürüyor. Heykelden yerleştirmeye, kağıt üzeri çalışmalardan resme kadar uzanan bu geniş seçki, yaklaşık 60 yıllık bir zaman dilimini kapsayarak sanatın sıradan olanı keşif alanlarına ve estetik haz duraklarına dönüştürme gücünü kanıtlıyor. Henni Alftan’dan Rachel Whiteread’e, Robert Gober’den Erwin Wurm’a kadar pek çok usta ismi bir araya getiren sergi, görsel hiyerarşileri tersyüz ederek evsel, gıda odaklı veya atık niteliğindeki objelerin nasıl anıtsal bir etki yaratabileceğini araştırıyor.

Sanatçılar, objeleri gündelik hayatın görünmezliğinden çıkarırken alşimist dönüşümlerden ölçek oyunlarına, tekrardan yan yana getirmeye kadar pek çok biçimsel yönteme başvuruyor. Örneğin Tony Matelli’nin bronzdan dökülüp incelikle boyanmış Weed (771) adlı yabani otları, doğanın istenmeyen parçasını kalıcı ve değerli bir nesneye dönüştürüyor. Wayne Thiebaud’nun 1981 tarihli Various Cakes tablosu, pastel tonlardaki tatlı sıralarıyla 20. yüzyıl Amerika’sındaki tüketim bolluğunun enerjisini yansıtırken; Claes Oldenburg’un N.Y.C. Pretzel ve Profiterole gibi işleri, seri üretim ile sanatsal özgünlük arasındaki o ince gerilimle oynuyor. Bu eserler, sadece birer gıda replikası olmanın ötesine geçerek, kültürel tercihlerimizin ve kutlama biçimlerimizin birer yansıması haline geliyor.

Sergide yer alan pek çok çalışma, doğrudan insan vücudu için var olan veya varlığı vücuda bağlı olan nesnelere ve mekanlara referans veriyor. Kullanıcılarından arındırılmış bu nesneler, bir noktadan sonra figürün kendisinin yerini tutmaya başlıyor; yokluk üzerinden bir mevcudiyet fısıldıyor. Genesis Belanger’ın heykellerinde evsel objeler bedensel surrogate’lere dönüşürken, Elmgreen & Dragset’in Gay Marriage adlı eserindeki ultra gerçekçi pisuvarlar, birbirine dolanmış borularıyla sürreal ve şefkatli bir bağ kuruyor. Rachel Whiteread’in 1993 tarihli Untitled (Plaster Torso) çalışması ise aşırı doldurulmuş bir sıcak su torbasının iç kalıbını alarak, pürüzlü alçı yüzeyiyle insan derisinin geçirgenliğini ve vücudun savunmasızlığını anımsatan izole bir alan yaratıyor.

Anlamın kaygan doğası ve bakış açısının muğlaklığı, serginin kavramsal derinliğini daha da artırıyor. B. Wurtz’un devasa fotoğrafları, altlarında duran mütevazı ev gereçleri olmasa kolaylıkla uzay çağına ait metalik makinelerin gövdeleri olarak okunabiliyor; bu da görme biçimlerimiz üzerindeki kontrolsüzlüğümüzü açığa çıkarıyor. Benzer bir gerilim, Urs Fischer’in Mr. E & Spotzy adlı aynalı çelik kutularında da hissediliyor; yüksek çözünürlüklü ütü ve ütü masası görselleri krom yüzeylerde havada asılı kalmış gibi görünürken, yansıyan dış dünya izleyiciyi de işin içine dahil ediyor. Evsel emeğin tanıdık araçları, Minimalist formun soğuk hassasiyetiyle birleştiğinde işlev düzleşiyor, yüzey derinlik vaat ediyor ve her bakışta izleyici kendi yansımasıyla yüzleştiği bir oryantasyon kaybı yaşıyor.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3