NADA New York: Üç Boyutlu Bir Rüyanın İzleri

TowerLondraSokak9 ay önce196 Tıklanmalar

O Kalabalığın İçinde Bir Kurbağa, Bir Güvercin ve Ben: NADA New York İzlenimlerim

Geçtiğimiz ay, New York sanat haftasının o tatlı keşmekeşinde, kendimi Chelsea’deki Starrett-Lehigh Binası’nın üçüncü katında buldum. Elimdeki fuar haritasını ve rehberi daha ilk dakikada bir kenara bıraktım. Bazen en iyi keşif, kaybolduğunuzda başlar. Sanat simsarları, koleksiyonerler, sanatçılar ve atıştırmalık arabalarının oluşturduğu o canlı labirentin içine daldıktan bir saat sonra, nefesimi kesen o anı yaşadım: Bir çift garip yengeç, bir papatya ve sanki boşluktan yapılmış bir kurbağaya benzeyen reçine heykellerle göz göze geldim. İşte o an, NADA New York’un bu yılki ruhunu anladım.

Bu yıl tabloların duvarlardaki saltanatı sona ermiş gibiydi; mekanın ruhunu, dokunma hissi uyandıran, üç boyutlu işler ele geçirmişti. Galeri koridorlarında dönerken, Belçikalı sanatçı Charles DeGeyter’in Tatjana Pieters’teki standında adeta bir rüyanın içine düştüm. Güney Fransa’daki çocukluğundan fırlamış yılan şeklinde bir kabuklu, kopmuş bir köpek başı ve folklorik bir ev figürü… Bu heykeller, sadece birer obje değil, bir anının elle tutulur hale gelmiş parçalarıydı.

Starrett-Lehigh binasından pencere görünümü

NADA’nın yükselen sanatçıları ve yeni trendleri sergilemedeki ünü bu yıl da kendini gösteriyordu. Özellikle Porto Riko’dan katılan Embada ve Hidrante gibi galeriler, ada kültürünün enerjisini ve renklerini heykellere taşımıştı. Ama aklıma en çok kazınanlardan biri, Buenos Aires’ten Pasto Galerisi’nin standındaki Santiago Licata‘nın ürkütücü güvercin heykelleri oldu. O kadar tanıdık, bir o kadar da tekinsizlerdi ki, sanki şehrin ruhu donup o standa konmuş gibiydi.

Elbette duvarlar tamamen boş değildi. Salomón Huerta’nın Los Angeles yangınlarını resmettiği çalışmalar, o yıkımın sıcaklığını ve trajedisini yüzünüze vuruyordu. Ancak günün sonunda, fuarın kalbi üç boyutlu dünyada atıyordu.

Ürkütücü Güvercin Heykeli

Bu fuarı diğerlerinden ayıran şeyin ne olduğunu düşünürken, Montreal’deki Eli Kerr galerisinden bir eser alan koleksiyoner Liliana Zavaleta’nın sözleri aklıma geldi: “Onu almak istediğimi biliyordum. Sadece hislerle, analiz etmeden bir bağ kurdum.” İşte NADA’nın sırrı buydu. Burası, sadece neyin “yatırım” olduğunu düşündüğünüz bir pazar yeri değil, aynı zamanda neyin size “dokunduğunu” hissettiğiniz bir deneyim alanıydı.

Fuardan ayrılırken aklımda kalan, ne harita ne de galeri isimleriydi. O garip yengeç, o ürkütücü güvercin ve sanatın hâlâ nefes kesebilen o üç boyutlu, somut büyüsüydü.

0 Votes: 0 Upvotes, 0 Downvotes (0 Points)

Bize Katılın
  • X Network146
  • Linkedin
  • Youtube1.2K
  • İnstagram8.5K

Bir ödül verilmiş, bir film çıkmış, bir sergi açılmış... Hepsi burada.


    E-posta yoluyla bülten almayı kabul ediyorum. Daha fazla bilgi için lütfen şu adresi inceleyin: Gizlilik Politikası



    Reklam

    Sonraki Gönderi Yükleniyor...
    Takip Et
    Arama Trendler
    Apartman Gözdesi
    Yükleniyor

    Giriş yapılıyor 3

    Hesabınız oluşturuluyor ve onay maili gönderiliyor 3