
Münih’in sanat damarlarından biri olan Knust Kunz Gallery Editions’da, 22 Nisan 2026 tarihine kadar devam edecek olan Martin Wöhrl’ün “memory” başlıklı sergisiyle çocukluğumuzun o tanıdık, kare kartlarına geri dönüyoruz. Sergi, ismini ve ilhamını 1959 yılında Ravensburger tarafından piyasaya sürülen ve dünya çapında bir fenomen haline gelen efsanevi “Memory” oyunundan alıyor. Elma, salyangoz, baykuş veya baklava dilimi gibi ikonik motifler, kuşakların görsel hafızasına kazınmış durumda ve Wöhrl bu kolektif mirası heykelin ve yerleştirmenin diliyle yeniden yorumluyor.
Martin Wöhrl’ü bu projeye çeken asıl unsur, sadece oyunun nostaljik değeri değil; 1950’lerin ve 60’ların grafik tasarımındaki o kaybolmuş laubalilik. Eski baskı tekniklerindeki küçük hatalar, renkli kenarların kayması veya kalıp hataları, sanatçının kendi heykelsi çalışma tarzına oldukça yakın duruyor. Wöhrl’ün sanatı, üretimdeki büyük bir hassasiyet ve kompozisyon disiplini ile bilerek izin verilen küçük kusurlar ve “çatlaklar” arasındaki o ince gerilim hattında yürüyor. Bu zıtlıkların çarpışmasıyla, sıradan olanla ustalıkla işlenmiş olanı hassas bir şekilde birbirine bağlayan, belirsiz ama büyüleyici eserler ortaya çıkıyor.
Sergide, nesillerdir zihnimizde yer eden bu basit çocuk oyunu, Wöhrl’ün elinde geniş kapsamlı bir sanatsal laboratuvara dönüşüyor. Sanatçı, oyunun dekonstrüksiyonu üzerinden tüm disiplinlerini (kolaj, enstalasyon, heykel, tekstil baskı ve duvar çalışmaları) devreye sokuyor. O küçük, kare kartlardaki tekil motifler, sergide mekanı kaplayan devasa heykellere, yoğun renkli duvar işlerine veya zarif kağıt kolajlara evriliyor. Bu dönüşüm süreci, nesnenin hem maddeselliğini hem de temsil ettiği anlamı parçalayarak ona çok sesli bir görsel tını kazandırıyor.
Kullanılan malzemeler ise Wöhrl’ün yüksek ve alçak kültür arasındaki oyunbaz tavrını destekler nitelikte. Sunta, MDF ve alüminyum gibi endüstriyel malzemeler, lake boya ve renkli alçı dökümlerle birleşiyor. Örneğin, “Stella (apricot)” veya “Terazzo Trientino” gibi eserlerde malzemenin hamlığı ile kaplamanın şıklığı arasındaki kontrast, izleyiciyi malzemenin doğası üzerine düşünmeye itiyor. “memory/Schmetterling” (Kelebek) veya “memory/Apfel” (Elma) gibi kolaj çalışmaları ise orijinal kartların o masum grafik dilini, çerçevelenmiş birer sanat nesnesine dönüştürerek onlara yeni bir otorite kazandırıyor.
Sonuç olarak Martin Wöhrl, Knust Kunz’daki bu sunumunda sadece bir oyunu taklit etmiyor; hafızanın nasıl depolandığını ve imgenin maddesel dünyada nasıl yeniden dağıtıldığını sorguluyor. Geçmişin, bugünün ve çocukluğun o kare formları, galerinin duvarlarında ve zemininde yeni bir ritimle nefes alıyor. Eğer yolunuz bu bahar Münih’e düşerse, çocukluğunuzun o ikonik elmasının nasıl devasa bir heykel olarak karşınıza çıktığını görmek, hafızanın katmanları arasında dolaşmak için bu sergi harika bir durak olacaktır.






