
Pg Art Gallery, 3 Şubat – 7 Mart 2026 tarihleri arasında kapılarını açan Ceren İren’in “Superposition” başlıklı sergisiyle, bizi bal arılarının mitolojik fısıltılarından modern toplumun karmaşık dokusuna uzanan ritmik bir keşfe davet ediyor. Sanatçı için bu serüven sadece bir böceğin anatomisini değil; bereketin, kolektif üretimin ve eski düzenin sona erip yeni bir yaşamın filizlendiği o kaotik ama düzenli “oğul verme” anının ruhunu temsil ediyor. İren’in dünyasında kovan, bireysel sınırların silinip binlerce kanadın tek bir kraliçe etrafında kenetlenerek bütüncül bir organizmaya dönüştüğü o mistik alanın kendisidir.
İren’in üretim pratiği, bir kovanın titiz ve dur durak bilmeyen çalışma temposunu adeta bir ayin gibi kopyalıyor. Sanatçı, renkli kâğıtlardan delerek elde ettiği binlerce minik daireyi yüzeye tek tek iğneleyerek ilerlerken, arıların nektarı bala dönüştürmek için harcadığı o bitmek bilmeyen sabrı kendi elleriyle yeniden kurguluyor. İğnenin yüzeye her batışı, kovan içindeki görev dağılımının sürekliliğini ve küçük parçaların birikerek nasıl devasa bir yapısal yoğunluk oluşturduğunu hatırlatıyor. Bu yöntemle örülen dokuda, bir noktadan sonra arı ile petek arasındaki keskin ayrım kayboluyor; yüzey, her hücresiyle nefes alan, titreşen ve tek bir organizma gibi davranan devasa bir yaşama evriliyor.
Sergiye ismini veren kuantum fiziği kökenli “Superposition” kavramı, eserlerin hem fiziksel hem de düşünsel katmanlarında kendini hissettiriyor. Bir parçacığın aynı anda birden fazla halde bulunabilmesi gibi, İren’in eserlerinde de düzen ve belirsizlik, boşluk ve yoğunluk aynı yüzeyde çakışıyor. Arıların kovandaki her boşluğu içgüdüsel bir itkiyle doldurması gibi, sanatçının eserleri de birikerek yoğunlaşma arzusuyla izleyiciyi içine çekiyor. Bu görsel şölen, arı toplumunun o kusursuz formlarını insanın kendi varoluşsal çabasıyla birleştirirken bizi hayati bir soruyla baş başa bırakıyor: Kendi biricikliğimizi ve sınırlarını yitirmeden, nasıl daha büyük, daha uyumlu ve daha adil bir bütünün parçası olabiliriz? Pg Art Gallery’nin koridorlarında yankılanan bu sessiz uğultu, modern insanın aidiyet arayışına sanatsal bir yanıt niteliği taşıyor.






