
Şubat ayının o keskin Berlin ayazı, Potsdamer Platz’dan Wedding’in endüstriyel dokusuna doğru süzülürken, Apartman No:26’nın en alt katında, Kazan Dairesi’nde basınç yükseliyor. Makinelerimiz bu kez Nijerya’nın kaotik enerjisini, ter kokusunu ve metalik tınılarını Berlin’in gri estetiğiyle buluşturan bir yapıt için çalışıyor. 76. Berlinale’nin Forum Expanded seçkisinde uluslararası prömiyerini yapan Karimah Ashadu imzalı “MUSCLE” (2025), sinemanın sadece izlenen değil, adeta teninizde hissedilen bir eylem olduğunu kanıtlamak için perdede.
Londra’daki Camden Art Centre’da devam eden “Tendered” sergisinin yankıları henüz dinmemişken, Ashadu’nun lensi bizi Lagos’un gecekondu mahallelerindeki derme çatma açık hava spor salonlarına davet ediyor. Bu, bir başarı hikayesi ya da klasik bir spor belgeseli değil; bu, bedenin bir emek sahası, bir direniş kalesi ve bir sanat objesi olarak yeniden inşa edilişinin 22 dakikalık şiirsel bir dökümü.
“MUSCLE”, bir başrol oyuncusuna veya lineer bir olay örgüsüne sığınmıyor. Film, izleyiciyi Lagos’un vücut geliştiricileriyle baş başa bırakırken, kamerayı adeta bir deri gözenek dedektifi gibi kullanıyor. Karimah Ashadu, karakterlerine o kadar yaklaşıyor ki, perdeyi şişmiş kaslar, belirginleşmiş damarlar ve terden parlayan bir cilt kaplıyor.
Bu noktada sinematografi, bir gözlem aracı olmaktan çıkıp fiziksel bir temasa dönüşüyor. Kameranın yavaş ve ölçülü hareketleri, bazen figürleri o kadar yakından yakalıyor ki, insan bedeni tanımsız, soyut ve heykelsi bir forma bürünüyor. Bu katın havası burada biraz ağırlaşıyor; çünkü Ashadu, Siyahi erkek bedenini toplumsal önyargıların ve “tek tip” temsillerin elinden alıp, onu hem savunmasız hem de görkemli bir varoluş alanına taşıyor.
Kazan dairesinden yükselen gürültülerin arasında, halterlerin o karakteristik metalik çınlamasını duyabiliyor musunuz? “MUSCLE”, sadece görsel bir şölen değil, aynı zamanda işitsel bir koreografi. Filmde, ağırlıkların çarpışma sesleri ile sporcuların efor sarf ederken çıkardığı gırtlaktan gelen sesler, Lagos sokaklarının ambiyansıyla iç içe geçiyor.
Yoruba dilinin ritmi, nefes alışverişlerin hızıyla birleştiğinde ortaya çıkan “senkoplu ses tasarımı”, izleyiciyi perdedeki ritüelin bir parçası haline getiriyor. Ashadu, sesi bir süsleme olarak değil, bedenin harcadığı emeğin bir kanıtı olarak kurguluyor. Bu, apartmanımızın “Kazan Dairesi”nde makinelerin her bir çarkının dönme sesi kadar dürüst ve çıplak bir anlatı.
İngiltere doğumlu Nijeryalı sanatçı Karimah Ashadu, bugün sinema dünyasında “emeğin arkeoloğu” olarak anılıyor. 60. Venedik Bienali’nde aldığı Gümüş Aslan ödülüyle rüştünü bir kez daha ispatlayan Ashadu, kariyeri boyunca Lagos’un at binicilerinden mezbaha çalışanlarına kadar pek çok figürün izini sürdü.
Onun filmografisi, aslında Apartman No:26’nın her katına sızan bir felsefeye sahip: Otonomi. Nijerya’nın post-kolonyal kimliğini, patriyarkayı ve ekonomik bağımsızlık çabasını, büyük politik söylemlerle değil; bir adamın sırtındaki kas düğümüyle veya bir su torbasının yere düşüşüyle anlatıyor. Hamburg ve Lagos arasında yaşayan sanatçı, “MUSCLE” ile bu anlatıyı zirveye taşıyor.
Kazan dairesindeki bu seansın sonuna geldik ancak Ashadu’nun yarattığı o terli ve metalik atmosferin etkisi, Silent Green’in beton duvarlarından taşıp apartmanımızın tüm katlarına yayılacak gibi görünüyor.






