
İtalya’daki Palazzo Te’nin 500. yılı şerefine kurgulanan bu eser, gücünü sadece görselliğinden değil, beslendiği dev düşünürlerden alıyor. Julien; Octavia Butler, Ursula K. Le Guin ve Donna Haraway gibi isimlerin dönüşüm üzerine kurduğu teorileri bir araya getiriyor.
Özellikle Donna Haraway’in ” Staying with the Trouble” tezi serginin ruhunu oluşturuyor. Haraway bize, belirsizlikten kaçmak yerine onunla yaşamayı, diğer türlerle hükmetmeden birlikte var olmayı öğütlüyor. Julien için metamorfoz, bir kaçış değil; akış halindeki bir dünyada öğrenilen bir hayatta kalma ve hayal kurma biçimi.
Beş ekranlı bu yerleştirmenin merkezinde iki efsanevi karakter ve onları canlandıran iki dev oyuncu var: Sheila Atim ve Gwendoline Christie.
Lilith (Sheila Atim): Octavia Butler’ın kahramanlarından ilham alan mitolojik bir figür. O, insan sonrası (post-human) bir geleceğin sesi. Dönüşümün bizzat kendisini bedeninde taşıyor.
Naomi (Gwendoline Christie): Naomi Mitchison’ın bilimkurgu dünyasından süzülüp gelen, daha çok “insan şimdisine” demir atmış bir karakter. Onun gücü empatisinde, dinlemesinde ve farklılıklar arasında bağ kurma çabasında saklı.
Lilith gelecekten konuşurken, Naomi “Hiçbir şeyin kontrolünde değiliz, her şey akışta,” diyerek bugünün kırılganlığını hatırlatıyor. Aralarındaki bu gerilimli ama sevgi dolu diyalog, serginin duygusal merkezini oluşturuyor.
Film bizi sadece karakterler arasında değil, mimari bir zaman tünelinde de gezdiriyor. Julien, mekânları sadece birer dekor olarak değil, karakterlerle etkileşime giren yaşayan organizmalar olarak kullanıyor:
Palazzo Te (Mantua): Rönesans ustası Giulio Romano’nun Titanların çöküşünü anlatan freskleri, kozmik bir yeniden doğuşun sahnesi oluyor.
The Cosmic House (Londra): Charles Jencks’in postmodern dünyasından geçiyoruz.
Geleceğin Uzay Gemisi: Herzog & de Meuron’un napa vadisindeki cam pavyonu, Lilith ve Naomi’nin yolculuğunda duraklardan biri haline geliyor.
Victoria Miro’nun galerisi, bu sergi için aynalarla kaplı bir labirente dönüştürülüyor. Beş farklı ekrandan yansıyan görüntüler, aynalarda çoğalıyor, birbirinin içine geçiyor ve zamanın çizgisel akışını bozuyor. Siz galerinin içinde hareket ettikçe, kendinizi filmin bir parçası, metamorfozun bir katmanı olarak buluyorsunuz.
Sahneler eriyor, diyaloglar şiire dönüşüyor ve ses yerleştirmesi sizi sarmalıyor. Julien, insanın evrenin merkezindeki o sarsılmaz tahtını sorguluyor ve bizi earth (toprak), air (hava) ve fire (ateş) ritimleriyle ölçülen yeni bir zamana davet ediyor.
“İster bir insan, ister bir böcek, bir mikrop ya da bir taş olun; dokunduğunuz her şeyi değiştirirsiniz ve değiştirdiğin her şey seni değiştirir.” — Octavia Butler
Mekân: Victoria Miro (London Gallery I), 16 Wharf Road.
Tarih: 13 Şubat – 21 Mart 2026.
Neden Gitmeli: Isaac Julien, 40 yıllık kariyerinin zirvesinde, bize sadece bakılacak değil, içinde yaşanacak bir gelecek tahayyülü sunuyor.






