
Cottbus’un endüstriyel ruhunu yansıtan eski dizel santrali CB Dieselkraftwerk (BLMK), şu sıralar sanat dünyasının en hararetli tartışmalarından birine, toplumsal cinsiyet rolleri ve erkeklik kavramına tarihsel bir derinlik katarak bakıyor. “Gemachte Männer” sergisi, erkekliğin Weimar Cumhuriyeti’nden bugüne nasıl “imal edildiğini”, ideolojik olarak nasıl kalıplara döküldüğünü ve nihayetinde bu kalıpların nasıl çatladığını yaklaşık 90 eser üzerinden inceliyor.
Serginin kuratörü Christopher Straub, akıllıca kurgulanmış bir prolog ile söze başlıyor: Gerhard Großmann’ın 1931 tarihli “Silahlı İşçiler”i ve Erich Gerlach’ın savaş sonrası travmasını yansıtan “Eve Dönüş”ü (1947), Doğu Almanya (DDR) erkek imajının iki ana sütununu dikiyor: İşçi mücadelesi ve pasifist antifaşizm.
Serginin ilk bölümlerinde, Pierre Bourdieu’nun “Eril Tahakküm” eserinde bahsettiği o keskin hiyerarşi ve dikotomiler adeta canlanıyor. 1950’lerin DDR sanatında erkek, her şeyden önce “endüstriyel bir kahraman”dır. Lea Grundig’in “Yer Altında” adlı litografisinde, kaslı erkek vücutları partinin dikte ettiği çalışma planını “kahramanca bir çıplaklık” içinde aşarken görülür. Helmut Diehl’in “Genç Traktörcü”sü ise bireyi, sosyalist kolektifin disiplinli ve sert bir parçası olarak kutlar.
Burada maskülenlik; üretimle, mücadeleyle ve dış dünyaya doğru genişleyen agresif bir hareketle özdeşleştirilir. Ernst Thälmann gibi figürler, posterlerde izleyicinin başının üzerinden uzaklara, “parlak sosyalist geleceğe” kararlı ve sıkılmış yumruklarla bakarken resmedilir. Perspektif hep aşağıdandır; sanki bu devasa erkek figürleri tarihin tüm engellerini bir çırpıda ezip geçecekmiş gibi bir his uyandırır.
Ancak 1980’lere gelindiğinde, DDR’ın o katı devlet rasyonalitesiyle birlikte otoriter erkek figürleri de sarsılmaya başlar. Kuratör Straub’un ifadesiyle, “68 kuşağı, babalarının otoriter erkek imajıyla bağlarını koparır ve geleneksel ikonografiye ironik bir mesafeden bakmaya başlar.”
Bu dönüşümün en çarpıcı izlerini Max Uhlig’in “Erkek Portresi” gibi eserlerinde görüyoruz. Uhlig, fırtınalı ve düzensiz fırça darbeleriyle kesinleşmiş figürleri eritir; karşımızda artık dünyayı ataerkil bir hakimiyetle yöneten değil, sosyalist dünyadaki yerini kaybeden, kırılgan ve belirsiz bir özne vardır. Joseph W. Huber ise Rubens’in “Paris’in Yargısı”na gönderme yaparken, Paris’i gazetedeki arkadaşlık ilanları arasında seçim yapmaya çalışan postmodern ve yalnız bir adama dönüştürerek statükoyu tiye alır.
1989’da duvarın yıkılmasıyla birlikte, sahneye tüketim odaklı bir hedonizm hakim olur. Norbert Bisky’nin 2008 tarihli “Ekstase” tablosu, bu yeni dönemin sembolü gibidir: Renkli, canlı ve tekno-mutluluk içinde kendinden geçmiş bir genç erkek figürü… Ancak bu ışıltılı yüzeyin altında, erkek vücudundan kaynaklanan ve yine ona yönelen ham bir şehvet ve şiddet yatar.
Serginin sonsözü ise oldukça endişe verici bir noktada düğümleniyor. Jakob Ganslmeier & Ana Zibelnik’in “Bereitschaft” adlı multimedya enstalasyonu, günümüzde internet üzerinden yayılan, faşist estetiğe öykünen ve toksik bir vücut kültüyle beslenen savaşmaya hazır erkeklik modelini teşhir ediyor.
“Gemachte Männer”, sadece bir tarihsel rekonstrüksiyon değil; imgelerin gücü ve erkekliğin politik olarak nasıl şekillendirilebildiği üzerine yapılmış, sarsıcı derecede güncel bir çalışma. 17 Mayıs’a kadar Cottbus’ta görülebilir.
Tarih: 17 Mayıs 2026 tarihine kadar
Mekân: BLMK Dieselkraftwerk, Cottbus






